son oylananları (280)

başlık listesine taşı
  • tarihçilik

    emrah safa gürkan'a göre bizde (türkiye'de, türklerde) "sahaflıktan bozma bir antikacılık, bilgiyi silah olarak gören bir malumatfuruşluk ve divan edebiyatı şairleri gibi kısıtlı bir formatta eski kelimelerle güzelleme yapmak" sanılmaktadır.

    bunu herkes bilir, sf.146

  • şifa istemem balından

    sözleri madımak'ta yakılarak öldürülen adanalı ozan nesimi çimen'e ait olan türkü. grup abdal'ın yorumuyla buradan dinlenebilebilir.

    sözleri şu şekildedir:

    şifa istemem balından
    bırak beni bu halımdan
    razıyım açan gülünden
    yeter dikenin batmasın

    gece gündüz bu hizmetin
    şefaatin kerametin
    senin olsun hoş sohbetin
    yeter huzurum gitmesin

    taşa değmesin ayağın
    lale sümbül açsın bağın
    istemem metheylediğin
    yeter arkamdan atmasın

    kolay mı gerçeğe ermek
    dost bağından güller dermek
    orada kalsın değer vermek
    yeter ucuza satmasın
    yeter ucuza satmasın

    sonu yoktur bu virdimin
    dermanı yoktur derdimin
    istemem ilaç yardımın
    yeter yakamdan tutmasın

    nesimi'yem vay başıma
    kanlar karıştı yaşıma
    yağın gerekmez aşıma
    yeter zehirin katmasın

    günümüz sosyal ilişkilerine bakışımı özetleyen bir parçadır aynı zamanda.

  • naber dergisindeki nasreddin hoca fıkrası

    bir gün hoca'nun avratı çaya espab yumağa gider. hoca da bile gider. 'avratı giysi yurken, ayağında donı yoğımış; meğer dılağına(vajinasına) yengeç yapışmış. "meded hoca! dılağıma yengeç yapışdı." der. hoca da "katlan karı! göreyim." der. açar. hoca eğilür, bakar. görse, kısacıyıla pek yapışmış. "katlan karı! üfleyeyim." der. eğilüp de üfledüği gibi hernan bir kısacıyıla dahı dudağına yapışur. karı ise acısından osurmağa başlar. hoca feryad edüp: "meded, canum karı! sen üfleme. senün nefesün pek kokar ancak." der.

    umut sarıkaya'nın hayali karakteri bu fıkra yüzünden gelecek hapishanesine düşmüştür. dergide fıkranın tamamı anlatılmaz, "merak eden gidip pertev naili boratav'ın nasreddin hoca kitabına baksın" denir. bu da dergi okurlarına güzelliğimiz olsun.

  • insan değersizleşmesinin adımları

    1- insan ortaçağlara hatta tam olarak kopernik'e kadar evrenin merkezi olduğunu düşünüyordu. bunun yaratabileceği özgüveni, değer hissini bir düşünün. evren tamamen sadece siz insanlar için yaratılmış ve bunu yaratan tanrı sizleri seçmiş sınamak için. kendi ruhundan üflemiş, kendisine benzetmiş. ondan bir parça, onun kudretinin tecellisisiniz. üzerinde yaşadığınız yer var olan her şeyin tam ortasında. her şey onunla ölçülür, her yerden ona varılır ve her şeyin oluşmasının yegane sebebidir. dünyanın güneş etrafında dönüyor oluşunun yarattığı sorun tam olarak bu histen doğdu. eğer her şeyin merkezinde her şeye anlam veren değilsek neyiz? katolik kilisesinin kopernik'e karşı oluşunun altındaki tek sebep incildeki bir cümle ile ihtilaf halinde olması değildir, bu ihtilafın bir bütün katolik ontolojisinin çöküşüne işaret etmesidir.

    böylelikle insan ilk olarak önemden düştü.

    2- ikinci büyük düşüş evrim ile geldi. her şeyin merkezi olmasak bile yine de her şeyi yaratan tanrı insanları sınayacaktı ve insanların tanrının sınayışına layık olacak kadar özel olması gerekiyordu. diğer türler farklı şekillerde oluşmuş, gelişmiş ve değişmiş olabilirdi ancak insan adem ve havva'dan beridir aynı şekildeydi. zira başka türlü daha önceki insanlar ile daha sonraki insanların mutlak adil olan tanrı katında aynı kurallarla sınanışı nasıl mümkün olabilirdi? evrim kuramı ile birlikte insanın standart kurallara bağlı bir diğer organizma olduğu ortaya çıktı.

    böylece insan ikinci olarak özelden düştü.

    3- üçüncü büyük düşüş freud ile geldi. her şeyin merkezi olmasak ve diğer canlılara nazaran daha özel biyolojik özelliklerimiz olmasa bile herkese aşikar olan şekilde onlardan ayrılan bir yanımız vardı: biz düşünebiliyorduk! bir kedi, bir köpek, bir balık bizim gibi düşünemez, tanrının varlığından haberdar olamazdı! böylelikle tanrının sınayışına layık olduğumuz kanıtlanıyordu zira biz doğru ile yanlışı ayırt edebiliyor, tanrının bize verdiği bilinç ile günah ve sevap olanı seçebiliyorduk! freud bilinçdışından bahsetti ve davranışlarımızın kahir ekserisinin bilinçdışında/biliçaltında gerçekleşen hadiselerin sonuçları olduğunu gösterdi.

    böylece insan üçüncü olarak akıldan düştü.

    4- bunlar bilinen düşüşler. ancak daha en önemli olanlarına gelmedik bile. dördüncü büyük düşüş nüfuz edilemeyişmizdi. yine genellikle dindarlar tarafından savunulan bu pozisyonda insan evrenin merkezi olmasa, canlıların en özeli olmasa ve canlıların tek akıllı davrananı olmasak bile en karmaşık, en çözülemez olanıydı. ne onun ruhunun derinliklerine ne de beyninin içine ulaşılabilirdi. ne yaparsa yapsın yine de ölümü tadacak, kim ne derse desin yine de tanrının müdahalesine açık olmaktan kaçamayacaktı. kimse onun aklındakileri öğrenemeyecek ve onunla oynayamayacaktı. derken transhümanist dönem geldi. insanın sökülüp takılabilecek bir mekanizma, yapay zeka ile düşünceleri, rüyaları okunabilecek bir canlı olduğu ortaya çıktı. insan artık nüfuz edilemez değildi ve tarihin başından beri peşinde koşulan ölümsüzlük teoride son derece gerçekleştirilebilir görünüyordu.

    böylece insan dördüncü olarak güvenden düştü.

    5- son düşüş ise özellikle robert sapolsky'nin adıyla anılacak gibi geliyor bana. zira insan belki evrenin merkezi değildi, belki türlerden sadece bir türdü, belki aklı o kadar da merkezi değildi ve belki her türlü nüfuz edilebilir bir şeydi ancak hala özgürdü! hala kendi kararlarını verebilir, hala doğru ile yanlışı ayırabilir ve hala yeryüzündeki anlamının peşinde koşabilirdi. tam burada ise özgür iradenin olmadığı bilgisi ile kapımızda bitti biyologlar. herhangi bir tür olmak bile insan kültürünün gururu için son derece aşağılayıcıyken artık herhangi bir şey olmakla baş etmek zorunda kaldık. havaya atılan taşın kendi iradesi ile uçtuğunu söylemesine benzer oldu yaşamımızdaki tüm davranışlar. hatalarımız ve pişmanlıklarımız kadar başarılarımız ve gururumuz da elimizden alındı. bizim sadece başına gelenlere şahitlik ettiği gibi bir illüzyona sahip bir grup materyal ilişkiden başka bir şey olmadığımız ortaya çıktı.

    böylece insan son olarak anlamdan düştü.

    içinde yaşadığımız kültür krizine işte tam olarak bu adımlardan sonra geldik. tüm davranışlarımızın şekillendiği pleistosen zamandan sonra on binlerce yılda kendimize bir çeşit anlam üretmeyi başarmış ve tüm kurumlarımızı, ilişkilerimizi, örgütlenişimizi ona göre şekillendirmiştik. ve şimdi bunların hepsi birden çöpe gitti. sadece anlamlarla birlikte kendine yol bulabildiğine inanan bir türün tam da en kalabalık, en problemli, en anlam arayışında olduğu dönemde ayaklarının altından tüm anlam zemini çekildi.

    şimdi sadece kaybolmuş hisseden bir boşluktan başka bir şey değiliz. ne yolumuzu bulabilmenin bir anlamı var ne de onu bulabilmek için başlayabileceğimiz bir nokta. tüm insanlık olarak dibinde güzellik olduğunu umduğumuz bir uçurumdan aşağıya yuvarlanıp gidiyoruz.

  • doğayı yönetme hakkı

  • gizem gümüşkaya

    michael levin ile birlikte insanı gururlandıran işlere imza atan büyük biliminsanı.

    kendisinin ana sayfası ana sayfa
    twitter hesabı twitter
    hakkında haber 1, hakkında haber 2,
    levin ve angela tung ile birlikte olan röportajı zoom yayını,
    kendisinin ilgili makalesi makale,


    anladığım kadarıyla, michael levin ile birlikte bildiğimiz anlamıyla bir canlı yaratmayı başarabilmiş bir kimsedir. antrobot denilen bu organizmalar genler gibi çalışıyor. 3-5 satır kodla tam olarak kendisinden istenileni yapıyor. yapay zeka ile birlikte bambaşka bir şeye evrilebilir. yani yapay zekanın gündeminin canlı bir organizma tarafından edimselleştiğini düşünün. akıl almaz bir gelişme bilim dünyası için.

    gizem gümüşkaya'nın kendisine gelirsek kişisel sitesinden kariyerinin detaylarını öğrenebilirsiniz. benim için önemli olan tarafı ise itü mezunu olmasıdır. itü gerçekten türkiye'nin son gerçek üniversitesi.

  • kuranmeali.com

    ayetlerin tüm meallerinin alt alta verildiği böylece kuran ayetlerinin farklı yorumlarına tek seferde ulaşılabilen güzide bir web sitesi.

    buradan ulaşılabilir.

  • nisa 34

    allah'ın, (iki cinse) birbirinden farklı özellik ve lütuflar bahşetmesi ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. sâliha kadınlar allah'a itaatkârdır; allah'ın korumasına uygun olarak, kimsenin görmediği durumlarda da kendilerini korurlar. (evlilik hukukuna) baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve onları dövün. eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü allah yücedir, büyüktür.

  • adalet

    adalet denen kavamın içeriği üstteki girdiye ek olarak daha da genişletilebilir. adaleti sadece insan toplumları için düşünmek adalet kavramının kapsamını sapiens bazlı bir daraltmaya tabii tutmak anlamına geliyor. oysa adaleti - eğer insanların özgür iradeleri yoksa ve bu durum onları doğrudan "bir diğer organik mekanizma" haline getiriyorsa (bkz: özgür irade var mıdır?) müstakil* parçalar ittifakları için düşünebiliriz. örneği bir hücre ya da doğrudan insan bedeni.

    tek hücreli organizmalardan çok hücreli organizmalara doğru ilerleyen evrim sürecinde mitokondrinin hücreye kattığı özgül fayda hücrenin gittikçe karmaşıklaşmasında başat aktör sayılabilir. canlılar dünyasında adalet tartışması da bu noktadan itibaren düşünülebilir hale gelir. adaleti tüm müstakil parçaların daha verimli bir şekilde genel plana** hizmet etmelerini sağlayan durum olarak tanımlayabiliriz.

    insan bedeninden örnek vermeye çalışalım. bir böbrek eğer hiç su içilmezse olduğundan daha az verimli çalışmaya başlayacaktır. aynı sonuç çok fazla su içildiğinde de geçerlidir. yani böbreğin genel plana hizmet etmesini sağlamak için ona kendi şartlarında optimal bir muamele gerekir. böbrek için optimal olanla akciğer için optimal olan bir değildir. üstelik her bir organ için optimal olan farklıyken, organlardan mürekkep olan organizma için de farklı bir optimal durum vardır. o halde adil bir haldeki vücut; tüm organların, dokuların ve hücrelerin optimal şekilde çalışması için gerekli düzenlemelerin yapıldığı bir vücuttur. adaletin bu tanımı altında doğaya karşı adil davranmak, gelecek kuşaklara karşı adil davranmak, diğer insanlara, diğer türlere vs. adil davranmak konusunda çok daha açık bir davranış şeması türetilebilir. insanların kendileri ve kendi toplumları için adil hali aramaları sistemine de zaten liberal siyaset diyoruz (bkz: liberalizm nedir?). ancak adaletin bir liberal tema oluşu insan merkezciliğin çıktılarından biridir. insanoğlu çok uzun süredir sadece kendisi için düşünmesi gerektiğini düşünüyor zira geri kalan her şeyin bir çeşit mekanik devr-i daim içinde olduğunu var sayıyordu. artık kendisinin de "geri kalan her şeyin" bir parçası olduğunu anladığına göre ya düşünmeyi bırakacak ya da geri kalan her şey için de kendisi için düşündüğü gibi düşünecektir.

    adalet bu şekilde ele alındığında toplumsal sistemler için arzulanan bir yan "hoşluk" -örneğin zenginlik- olmaktan ziyade organizma ile zorunlu olarak birlikte olan, ancak kendi ayrı koşulları sebebiyle farklı gereklilikleri de olan - bedende organ, toplumda birey, canlılıkta insan toplumu- aktörlerin temel ihtiyacı olarak kavranır. adaleti haklının hakkını alması haksızın cezalandırılması gibi birbirinden yalıtık aktörlere ait bir kavram gibi düşünmek yerine, her zaman zorunlu olan bir ilişkiselliğin aktörlerini, tüm taraflarının lehine olacak pozisyonda tutmanın koşulu olarak düşünmeliyiz. ancak böylelikle sadece hem bir birey hem de bir tür olarak yeryüzündeki varoluşumuzun rehberini türetebiliriz.



    açıklamalar:
    *: müstakil parça derken kendinden başka bir şeye dayanmayan tamamen bağımsız bir şeyi değil, özelleşmiş bir işlevi olan ve bu işlev dışındaki gelişmelerle ilgilenmeyen parçaları kastediyorum. örneğin kalp, akciğerler olmadan işlevine devam edemez ancak buna rağmen akciğerlerin işleyişine bir etkisi ya da etki çabası yoktur. o doğrudan kendi işine odaklanmıştır. bu bağlamda her bir organ, doku, hücre tek başlarına birer müstakil parça olarak düşünülebilir.

    **: evrimsel başarıyı kastediyorum bununla. canlıların kültürleri ve türleri ne olursa olsun evrimsel başarı olarak tanımlanabilecek neticeleri arzuladıkları tartışmaya açık değildir. zira aksini yapanlar çoktan varlıktan silinerek tartışmanın dışında kaldılar zaten.

  • iqsözlük

    kapanmamıştır, kapanmayacaktır da. ancak uzun bir süre hareketsiz duracak gibi görünmektedir.

  • !oyun oynamak için kız arkadaşı analiz etmek

    bu çalışmada görülebileceği üzere bir erkek kardeşimizin hafta sonu aralıksız 10 saat final fantasy 7 oynamayıp oynayamayacağını görmek için kız arkadaşının mod değişikliklerini analiz etmiş.

    makale şöyle başlıyor: yastık sohbetlerini, aktif dinlemeyi ve randevu akşamlarını artırmama rağmen sevgilim tiffany'nin mod değişimlerini tahmin etmekte zorlanıyorum. bu sebeple de erkek erkeğe akşamları nasıl ayarlayacağımı bilemiyorum. sonrasında ise çalışmanın amacını açıklıyor. "this paper aims to determine the optimal forecast model of my girlfriend's drastically growing mood swings by comparing simple moving averages, to sextuple exponential smoothing and even an overly complicated machine learning model. "

    sonrasında ise ilişkilerinin arka planını, zaman serileri çalışmasının amacını, tiffany hakkında datalar toplayıp temizleme metodolojisini anlatıyor. çalışmanın sonunda ise yine oyun oynamak için en iyi vakit olarak tiffany'nin ailesini ziyaret edeceği vakitteki bir aralık olduğu saptıyor. görüldüğü üzere seven insan sevdiği şeyi yapmakla sevdiği insan arasında bir denge bulmayı her koşulda başarıyor.

  • sevan nişanyan

    türk diline yaptığı katkılardan ötürü her türlü saçmalamasına müsaade edilmesi gereken yurttaştır. zaten şunun şurasında 10 senelik ömrü kalmıştır, bırakınız konuşsundur.

    ayrıca bakınız nişanyan sözlük

  • determined a science of life without free will

    bu kitaba özgür iradenin olmadığına ikna olmak için başlamıştım. ancak bende farklı bir etki yarattı. kitabın tezi son derece net ve basit: eğer varlığın makro seviyede determinist mikro seviyede rastgele olduğuna inanıyorsanız -ki buna inanmamak aşağı yukarı tüm modern bilimi reddetmek demek- o halde bu sürece müdahale edecek bir "özgür irade"nin varlığını savunamazsınız. kimse özgür iradenin beyinde nerede olduğunu, hangi nöronlar tarafından saklandığını gösteremiyorsa, insanların özgürce aldıklarını düşündükleri kararlar beyinlerine takılan çiplerce önceden görülebiliyorsa ya beynimizde gizli bir özgür irade bölümü var biz bulamıyoruz, ya özgür irade var ancak fiziksel olarak gösterilebilir değil ya da özgür irade beyinde değil de başka bir yerde ve henüz oraya bakmayı akıl edemedik.

    buraya kadar itiraz edilecek bir şey yok. bir şeyin varlığının ispat edilememesi yokluğunun ispatı olarak değerlendirilemez temel ilkesini unutmadan devam edersek sapolsky hala günlük hayatta denk geldiğimiz şeyleri açıklamakta yetersiz. insanın gelecek konseptini anladığını ve bunu hayal edebildiğini biliyoruz. aynı şekilde gelecekte bir şeyi istediği şekilde biçimlendirmek için bugünün şartlarında değişimler yaratmaya çalıştığını da biliyoruz. sapolsky'nin buna yanıtı " geleceği spesifik bir şekilde hayal etmek ve onun için bugünün şartlarını değiştirme anının da aslında elimizde olmayan şartlarca oluşturulduğu" olacaktır. yani liseden beri fazla kiloluysanız ve üniversite sonrasında aniden diyet yapmaya karar verirseniz tam olarak o zamanda diyete başlayacak şekilde biçimlendirilmişsinizdir zaten. sizin aldığınız bir karar yok.

    özgür iradenin veto hakkı olarak var olabileceğine dair tezi de belirtip aradan çıkaralım. kimilerine göre bir şeyi istemeyi seçemiyor olabiliriz ancak bir şeyi yapmamayı seçebiliriz. yani acıkmayı seçemeyiz ancak yemek yememeyi seçebiliriz. ya da nefes almayı seçemeyiz ancak nefesi tutmayı seçebiliriz gibi. buna karşılık da sapolsky'nin tezi veto hakkının da beynin bir bölümünde toplandığını ve beynin o bölümünün de diğer maddi değişkenlerden etkilendiğini söylüyor. örneğin yorgun bir günün sonunda diyeti bozmaya daha meyilli oluruz.

    bu kaderle ilgili anlatılan dini bir hikayeye benziyor. bir gün allah azrail'e arabistan'da yaşayan bir adamın canını tam x saatinde hindistan'da almasını söylüyor. azrail'in kafası karışıyor bu adamı nasıl hindistan'a götüreceğim diye. azrail x saatinden biraz önce adamın canını almak için arabistan'a iniyor. ne hikmettir ki canı alınacak adam azrail'i görüyor ve kendi canını almaya geldiğini anlayıp koşa koşa oranın bir hikmetli adamına gidiyor. adama durumu anlatıp kendini hindistan'a yollamasını söylüyor. ermiş abimiz talebi yerine getiriyor ve bir rüzgarın üstüne bindirip adamı hindistan'a gönderiyor. azrail de diyor ki vay amk.

    şimdi, herhangi bir kararı alan ben diye bildiğimiz bilinçli iç konuşma değil. kararı alan tek bir parça olarak beden ve o kararı alma sebebi zorunluluk. biz sadece bir şekilde otonom gibi görünen hareketler yapabilen bir kimyasal organizmanın izleyicisiyiz. o mekanizma zayıflamak için davranışları değiştirme kararı alıyor biz de alınan bu kararı kendimizinmiş gibi meşrulaştırıyoruz. bilinç bu işe yarıyor. peki bu evrimsel süreçte nasıl bir avantaj sağlıyor? sapolsky'e göre sosyal tür olmanın bir getirisi bu durum. sosyal olarak avantaj sağlamak için etrafımızdaki önemli uyaranlara -kim güçlü, kim güzel vs.- doğru tepkiyi bulmak için beynin bir bölümü gelişiyor -prefrontal cortex. ancak bu yine özgür irade savını desteklemiyor zira etrafımızda neler olacağını ve bunlara nasıl tepkiler vereceğimizi yine biz seçmiyoruz. yani birine öfkelenen siz değilsiniz, bedeniniz. siz o öfkenin tipini bile seçmiyorsunuz - bağırayım mı, saldırayım mı, pasif agresif mi yapayım vs.-. siz sadece öfkelenip tepki veren bir organizmanın içinde onu izliyorsunuz. 80 sene boyunca yuvarlanacak bir taşın içine hapsolmuş gibi.

    sapolsky bunun doğal sonucu olarak ulaşacağımız nihilizm ile de son derece barışık. dünyanın bir anlamı yok, bir anlam arayışı olumlu sonuçlansa bile bu yine bedenin kendini iyi hissetmesi için yarattığı hikayelerden sadece biri. isterseniz inanırsınız ancak bunun dine inanmaktan pek de bir farkı yok.

    (bkz: bilemiyorum altan)

    sonradan gelen bir not:

    bu girdiyi yazdığım gün zizek'in freedom adlı kitabına başladım ve orada şu hikayeye denk geldim:
    "recall the arab story about the "appointment in samara" retold by w. somerset maugham: 12 a servant on an errand in the busy market of baghdad meets death there; terrifi ed by its gaze, he runs home to his master and asks him to give him a horse, so that he can ride all the day and reach samara, where death will not fi nd him, in the evening. th e good master not only provides the servant with a horse, but goes himself to the market, looks for death and reproaches it for scaring his faithful servant. death replies: "but ı didn't want to scare your servant. ı was just surprised about what was he doing here when ı have an appointment in samara tonight . . .""

    demek ki özgürlük üzerine düşünen herkesi bir şekilde etkileyen bir hikaye imiş bu. tabi zizek benden daha iyi ve çalışılmış bir şekilde anlatmış hikayeyi, benimkisi tam dede versiyonu.

  • recai coşkun

    türkiye'nin sokal vakasına imza atmış muhteşem bir hocadır. buradan görebileceğiniz makalesinde oğuz kaan'a referans vermiş, baştan aşağıya saçmalayarak makalesini bir bilimsel dergide yayımlamıştır. kendisi izmir bakırçay üniversitesi'nde profesördür. bursa'da doğmuş itü'de okumuştur.

  • chp 38. olağan kurultayı

    özgür özel ile kemal kılıçdaroğlu'nun chp genel başkanlığı için yarıştığı kurultaydır. kılıçdaroğlu'nun kurultay salonuna astırdığı "asla yanlız * yürümeyeceksin" pankartı damga vurmuştur şimdilik. buradan

    cüneyt özdemir'in dediği gibi bir seçim kaybetme makinası olan kılıçdaroğlu utanmadan sıkılmadan delegelerde "bir daha aday olmayacağını" iddia ederek son kez destek istemektedir.

    ben bu seçimde kılıçdaroğlu'nun kazanmasından yanayım. (bkz: chp'yi yok ederek sekülerleri kurtarmak)

    kurultayı canlı olarak buradan izlenebilir.. an itibarıyla kılıçdaroğlu konuşmaktadır. temel tezi şudur: benden önce bazı mahallelere bazı yerlere giremiyorduk. biz "halkçılaşmak" mantığı ile buralara girdik, milletvekilleri çıkardık.

    bu söylemini de şu sosyal kimlik ile böyle diyaloğa girdik bu sosyal kimlik ile şöyle diyaloğa girdik diyerek devam ettiriyor. şu anda da kendini haram yemem, dürüst bir kimseyim diye bağlıyor konuşmasını. son derece öfkeli görünüyor.

/ 19 »