• ne kadar uyumalıyız?

    uyku ihtiyacımız yaşa göre değişiklik gösteriyor. ihtiyacımız olan uyku süresi national sleep foundation'a göre okul çağına kadar (6 yaş) 10 saat ve üstüne çıkarken genç yetişkin ve yetişkinler için 7-9 saat arası optimal süre. (1)

    bu durumda ortalama 8 saat uykuya ihtiyacımız olduğunu varsayıyoruz ama bu herkes için geçerli değil. maastricht university'den dr. merijn van de laar çoğu insan için 4.5 ila 5 saatlik uykunun yeterli olduğunu söylüyor. bu noktada bilmemiz gereken; uykunun aralıksız tek bir kesit ya da derin başlayıp sonra hafifleşen bir süreç olmadığı. uyku; derin uyku ve rem safhalarından oluşuyor. vücudumuzun hem fizyolojik hem de beyin aktiviteleri açısından yenilendiği süreç ise 4.5-5 saatlik derin uyku safhası. peki neden light sleep safhaları var? buna evrimsel açıdan bakarak cevap bulabiliriz. yalnızca 5 saatlik bir derin uyku uyuyor olsaydık bu sürede uyanmak daha zor olurdu; bu da tehlikeli ortamlarda uyumak zorunda kalan atalarımızı savunmasız hale getirirdi. (2)

    bazılarımızın 8 saatten az uyuyarak zinde hissettiği ve sağlıklı kaldığı da bir gerçek. çünkü uyku sürelerimizi etkileyen genler var. 2009 yılında uc san francisco scientists, yaptıkları bir araştırmada dec2 dedikleri "kısa uyku geni"ni keşfediyorlar. bu gene sahip insanlar 6 saatlik uykuyla en az 8 saat uyuyanlar kadar zinde hissedebiliyorlar. daha sonra 2019 yılında aynı araştırmacılar adrb1 dedikleri bir başka geni keşfediyorlar. benzer etkileri olan bu gene sahip insanlar daha az uykuyla yetiniyorlar ve dahası bu insanların daha iyimser, daha enerjik ve çoklu göreve daha yatkın oldukları gözleniyor. (3)

    kaynak:
    1- suni, e.(2022, august 29). how much sleep do we really need.sleep foundation. sleep foundation
    2- universal-sci. (2021, august).why you don't actually need 8 hours of sleep per night.sleep
    3- alvarez, j. (2019, august 28). after 10-year search scientists find second short sleep gene.short sleep gene

  • yalancı paradoksu

    bu cümle yalandır.

  • skolastik düşünce nedir?

    "genellik­le 9. yüzyılda irlanda'da yaşayan (doğum ve ölüm tarihleri belirsiz olan) iskoç­ya asıllı johannes scotus eriugena tarafından başlatıldığı kabul edilen skolastik düşünce akımı, imanla aklı bağdaştırmaya çalışan bir özelliğe sahiptir ve tipik olarak, burada aynı zamanda feodalite olarak kabul edilen dönemin bir bölü­münün, yani 11. ve 12. yüzyılların düşünce akımı olarak ele alınır. etkileri da­ha sonra devam etse de bu yüzyıldan sonra solgunlaşmıştır. skolastik düşünce temelde bir okul öğretisidir. zaten bu yüzden latince schola (okul) sözcüğün­den, okul felsefesi anlamında türetilmiştir. başlangıçta yalnızca yedi özgür sana­tı (septem artes liberales) öğreten hocalar için kullanılırken, giderek öğrenciler için ve nihayet bu öğrenme ortamının ürünleri için de kullanılır olmuştur. en ünlü temsilcilerini de 11. yüzyılda vermiştir ve hatta bu yüzden kuruluşunu da bu yüzyıla taşıyan yaklaşımlar bulunmaktadır. buna göre, skolastiğin kurucusu olarak anselmus (1033-1109) kabul edilir. bir diğer büyük temsilcisi `duns sco­tus`'tur (1270-1308). fakat hiç kuşkusuz en ünlü skolastik düşünürü, ileride ele alınacak olan aquinumlu thomas'dır. thomas, "inanayım diye biliyorum," di­yerek patristik dönem boyunca ikincilleştirilen ve imanın gölgesi altında kalan akıl ve bilgiye hıristiyan teolojisi içinde yeniden yer açar. skolastiğin son büyük temsilcisi ise ockhamlı william (1300-1349) olacaktır."

    kaynak
    ağaoğulları, m. a., türk, d., yalçınkaya, a., yılmaz, z., & zabcı, f. (2012). sokrates'ten jakobenlere: batı'da siyasal düşünceler (3. bs). iletişim yayınları.sf.238

  • şiir çevrilebilir mi?

    üzerine çok düşündüğüm bir konu. ben bu "çeviri" faaliyetini "o dilde söylemek" şeklinde anlatıyorum.

    katılıyorum: şiir çevrilemez. ancak böyle dedim diye, "bu çaba beyhudedir" diye düşündüğüm anlaşılmasın.

    insanın güzel bir uğraşıdır şiir. insan da başka zaman ve başka yerlerde olsa da, diğeriyle biraz aynıdır. dün bir girdide gördüğüm alıntı bana destek olabilir sanırım. (bkz: #3227)

    eğer herkesle biraz aynıysak, bu aynılığı anlatan şiir de, hangi dilde olursa olsun, bize bizi anlatmaktadır.

    böylece, bir şiiri türkçe söyleyerek bu anlatışın bir zerresini bile yakalayabilmek güzel bir şey. bir de bu çeviri işinin neden önemli olduğunu anlatan, aşina olanların hemen hatırlayacağı hasan ali yücel'den satırları paylaşayım. aynı görüşteyim.

    "hümanizma ruhunun ilk anlayış ve duyuş merhalesi, insan varlığının en müşahhas şekilde iadesi olan sanat eserlerinin benimsenmesiyle başlar. sanat şubeleri içinde edebiyat, bu ifadenin zihin unsurları en zengin olanıdır. bunun içindir ki bir milletin, diğer milletler edebiyatını kendi dilinde, daha doğrusu kendi idrakinde tekrar etmesi; zekâ ve anlama kudretini o eserler nispetinde artırması, canlandırması ve yeniden yaratmasıdır.

    işte tercüme faaliyetini, biz, bu bakımdan ehemmiyetli ve medeniyet dâvamız için müessir bellemekteyiz. zekâsının her cephe sini bu türlü eserlerin her türlüsüne tevcih edebilmiş milletlerde düşüncenin en silinmez vasıtası olan yazı ve onun mimarisi demek olan edebiyat, bütün kütlenin ruhuna kadar işleyen ve sinen bir tesire sahiptir. bu tesirdeki fert ve cemiyet ittisali, zamanda ve mekânda bütün hudutları delip aşacak bir sağlamlık ve yaygınlığı gösterir.

    hangi milletin kütüpanesi bu yönden zenginse o millet, medeniyet âleminde daha yüksek bir idrak seviyesinde demektir. bu itibarla tercüme hareketini sistemli ve dikkatli bir surette idare etmek, türk irfanının en önemli bir cephesini kuvvetlendirmek, onun genişlemesine, ilerlemesine hizmet etmektir. bu yolda bilgi ve emeklerini esirgemiyen türk münevverlerine şükranla duyguluyum. onların himmetleri ile beş sene içinde, hiç değilse, devlet eli ile yüz ciltlik, hususi teşebbüslerin gayreti ve gene devletin yardımı ile, onun dört beş misli fazla olmak üzere zengin bir tercüme kütüphanemiz olacaktır.

    bilhassa türk dilinin, bu emeklerden elde edeceği büyük faydayı düşünüp de şimdiden tercüme faaliyetine yakın ilgi ve sevgi duymamak, hiçbir türk okuru için mümkün olamıyacaktır."

  • wishful thinking

    bir olayın gerçekleşmesini (ya da gerçekleşmemesini) mantık, bilim ya da kanıta değil "öyle temenni edilmesine" dayandırmaktır. mantıksal safsatadan çok bilişsel önyargı olarak değerlendirilir.
    britannica dictionary'deki tanımı şu şekilde: "gerçekleşmesi muhtemel ya da mümkün olmayan şeyin dahi istendiği takdirde gerçekleşebileceğine olan inanç ya da bu yöndeki düşünce."

  • irlanda sığını

    stephen jay gould'a göre yanlış adlandırılmış, yanlış incelenmiş ve yanlış anlaşılmış olan hayvan. günümüzden 11.000 yıl önce soyu tükenmiş, boynuzları arasındaki mesafe 3.6 metreye kadar ulaşan majestik hayvan.

  • iucn red list

    1948 yılında kurulan, çevreyi ve doğayı korumayı amaç edinmiş international union for conservation of nature (iucn) tarafından soyu tükenmeyle karşı karşıya olan bitki ve hayvan türleri için 1964 yılında oluşturulmuş ve güncellenen liste.

    bu "kırmızı liste"nin amacı, koruma meselelerine kamunun ve siyasetçilerin dikkatini çekmek ve koruma girişimleri için uluslararası camiaya yardım etmektir. kırmızı liste ayrıca biyoçeşitliliğin durumuyla ilgili en geçerli rehber olarak kabul görmektedir.

    www.iucnredlist.org

    kırmızı listeye göre, 27,000'den fazla tür tehlikededir. amfibilerin %40'ının, memelerin %25'inin, kuşların %14'ünün, kozalaklı ağaçların da %34'ünün soyu tükenmeye yakındır. kırmızı listenin kategorileri şöyledir:

    tablo


    ex: (tükenmiş): kuşkuya yer bırakmayacak delillerle soyu tükenmiş olduğu ispatlanan türler. örneğin dodo kuşu.

    ew: (doğal ortamında tükenmiş): vahşi yaşamda soyu tükenmiş, fakat diğer alanlarda (yetiştirme veya sergileme amaçlı) varlığını sürdüren türler. güney çin kaplanı, mavi makav papağanı, pinta adası kaplumbağası.

    cr: (kritik tehlikede): vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi had safhada (extreme) olan türler. vaquita, beyaz balina, siyah gergedan, dağ gorili, çita, kaplan, leopar, yaz yaz bitmez.

    en: (tehlikede): vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi çok büyük olan türler.

    vu: (hassas): vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi büyük olan türler.

    nt: (neredeyse tehdit altında): şu anda tehlikede olmayan fakat yakın gelecekte vu, en veya cr kategorisine girmeye aday olan türler.

    lc: (asgari endişe): yaygın bulunan türler.

    dd: (yetersiz veri): üzerinde yeterli bilgi bulunmayan türler.

    ne: (belirlenmedi): şimdiye kadar yukardaki kriterlere uygunluğu değerlendirilmemiş türler.

    türkiye de biyoçeşitliliği sayesinde iucn'in önem verdiği ülkelerden biridir. kuşlar için iki büyük göç rotası üzerinde olmasının yanı sıra, 4000 tür omurgasız ve 70'i balık olmak üzere 100'den fazla omurgalı hayvan sadece türkiye'de yaşamaktadır (endemic).

    sayfasına girip biraz göz atmak bile insanın içini sıkıştırmaya yetiyor... yeni bir kitlesel yok oluşa hızla gittiğimizi görmemek imkânsız.

  • güvercin topuklu

    aşk-ı memnu'da, halit ziya uşaklıgil'in, bihter'in ayaklarını betimlerken kullandığı ifade.

  • sevgi

    yokluğunun, yokluğunla eş değer hissettirmesi.

  • naif

    ben bu iki sözcüğü; "naif ve nahif", birbirlerinden çok uzak bulmuyorum. ingilizcede, hayatın içinde ya da okuduğum yazılarda ve izlediğim filmlerde 'naive'in (naif), feleğin çemberinden geçmemiş, saf, duru, hassas, kırılgan......anlamlarında kullanıldığına çok şahit oldum ve bizim arapçasını kullandığımız 'nahif'den pek de farklı değil bu yazdıklarım. bu nedenle karıştıranları ve birbirinin yerine kullananları anlayışla karşılıyorum.

  • !ikinci tur sonucu ne olur?

    52-48 erdoğan lehine olacağını düşünüyorum.

    chicagolu haklı haklı serzenmiş. yine de sandığa gidip, gitmeyenlere de gitmeyi öğütlemeye devam edeceğim. çünkü kılıçdaroğlu veya durmadan 20 seçim esnasını daha yanlış yürütse, hayatıma akp iktidarının verdiği zararı veremez.

  • mehmet murat ildan

    1965 doğumlu roman ve tiyatro yazarı.

    kendisini okuyan 10 kişiden falan biriyim sanıyorum. ben küçücükken evimizde kitap halinde basılı bir tiyatro oyunu vardı "ormanın hayaletleri" isminde ve okuyunca o kadar çok sevmiştim ki büyürken o kitabı defalarca kez okumuştum. sonra kendi kitaplarımı satın almaya başladığım bir yaşta "a böyle bir yazar vardı, acaba başka kitapları da var mı" deyip diğer kitaplarını alıp okudum. paris'in altındaki güller, antikacı arago'nun günlüğü, genç werther'in ilk acıları gibi ilginç ve hoş eserleri var. ekşi'de okuduğuma göre video oyunlarında falan kendisinden alıntı sözler yer alıyormuş, garip.

  • faruk süren

    galatasaray'a en parlak devrini yaşatan başkan.

    kulübün en basiretsiz ve aciz başkanı burak elmas'ın da kayınpederidir. nepotizmin ne menem bir şey olduğunu da böyle görebiliriz.

  • kapitalist gerçekçilik

    mark fisher şöyle tanımlar: "benim anladığım haliyle kapitalist gerçekçilik, sanata veya reklamcılığın işlediği yarı-propagandist yöntemle sınırlanamaz. daha çok, yalnız kültürün üretimini değil aynı zamanda iş ve eğitimin düzenlenmesini koşullayan ve düşünce ve eylemi kısıtlayan bir çeşit görünmez engel gibi hareket eden yayılgan bir atmosfere benzetilebilir."

    mark fisher, kapitalist gerçekçilik: başka alternatif yok mu?, çev:gül çağalı güven, habitus yayınları, 2010, istanbul. sf,26.

  • deep utopia life and meaning in a solved world

    nick bostrom tarafından 2024 yılında yazılmış kitap. libgili yerlere gelmiştir. bu başlık altında ince ince okunacaktır.