• düzgün üzül

  • beşiktaş

    bir dönem oturduğum, sekülerliğin kalelerinden sayılan bir istanbul ilçesi.

  • troubadour nedir?

    romalıların aquitania ismini verdiği, fakat orta çağ'da adı occitania'ya evrilmiş bölgede; 11. yüzyıldan kara veba'ya kadar devam eden sözlü-müzikli aktarım kültürünün yaşatıcısı gezgin ozan. dişisine trobairitz denir.

    haçlı seferleri ile doğuya gidip buradaki sanatı ve hayatı tanıyan şövalyeler, avrupa'da kilise ile sınırlı olan müzikte büyük değişimler yarattılar. artık şarkılar, aşk ve kahramanlık öğelerini de işliyor, tarih anlatılarını da içeriyorlardı. almanya'daki minnesinger'ler, britanya'da ve irlanda'daki bard'lar aynı ekolün ürünüdürler.

    sabah şarkısı(alba) formunda bir troubadour şarkısı, genelde yâr koynundan kıskanç kocası yakalamadan ayrılışı anlatır:

    quan lo rosinhols escria
    ab sa part la nueg e.l dia,
    yeu suy ab ma bell'amia
    jos la flor,
    tro la gaita de la tor
    escria: "drutz, al levar!
    qu'ieu vey l'alba e.l jorn clar.

    while the nightingale sings,
    both night and day,
    ı am with my beautiful
    beneath the flowers,
    until our sentry from the tower
    cries: "lovers, get up!
    for ı clearly see the sunrise and the day"

    bülbül ne zaman ötse,
    gece-gündüz fark etmez
    güzelimleyim, çiçeklerin altında.
    kuledeki hain bekçi şafağı farkedip,
    biz aşıklara haber verene dek.

    vatikan arşivindeki bazı örnekleri için meraklısına link:
    https://digi.vatlib.it/view/MSS_Vat.lat.7182

    kaynak:
    roger boase (1977). the origin and meaning of courtly love: a critical study of european scholarship. manchester university press. p. 131

  • screaming suicide

    metallica'nın 14.04.2023 tarihinde çıkış yapacak olan 72 seasons isimli albümünün üçüncü şarkısı. aynı zamanda 19.01.2023 tarihinde tekli olarak da yayınlanmıştır.

  • liberterler kaça ayrılır?

    jason brennan'a göre liberterler üçe ayrılırlar:
    1- klasik liberaller
    2-katı liberterler
    3- neoklasik liberaller

    öncelikle bilinmesi gereken bu sınırlar keskin değildir. kimi hususta bir tarafta iken kiminde diğer tarafa geçilebilir.

    klasik liberaller, ilk liberterlerdir. klasik liberal düşünürler arasında adam smith, david hume, john locke, mary wollstonecraft, harriet taylor mill, frédéric bastiat, ve on dokuzuncu yüzyıldan david ricardo,f. a. hayek, james buchanan, gordon tullock, ve yirminci yüzyıldan milton friedman sayılabilir. klasik liberaller açık, hoşgörülü toplumdan, güçlü mülkiyet ve ekonomik haklardan yanadırlar. savaşa, emperyalizme, fetihçiliğe, hükümetin ekonomiye müdahalesine, şirketlerin devletçe kurtarılmasına ve ahbap çavuş kapitalizmine (bkz: crony kapitalism)'e karşıdırlar.

    katı liberterlere nazaran hükümetin problem çözeme kapasitesinin kullanılmasına daha az karşı çıkarlar. milton friedman devletin bireysel olarak çözülemeyecek problemleri çözme kapasitesi olduğunu ancak bu kapasiteyi kullanmanın tehlikeli olduğunu ancak yine de sırf tehlikeli diye bir sorunu devlet eliyle çözmeyi tamamen rafa kaldırmamamız gerektiğini savunur. devletin ulaşım sistemleri ve ulusal güvenlik konularında devrede olması gerektiğini savunurlar.

    klasik liberaller özgürlüğü içinden erdemin, kültürün bilimin ve refahın yetiştiği verimli toprak olarak anlarlar. belirtmekte fayda var ki ilk liberterler kendilerine liberter değil liberal diyorlardı. liberal kelimesinin zaman içinde anlamının kayması, ve sosyal demokratların kelimeye ortak olması dolayısıyla liberter kelimesi türemiştir. günümüz klasik liberalleri amerikan liberallerinin savunduğu hemen her şeye karşı pozisyon alırlar.

    katı liberterler ise klasik liberallerin daha radikal versiyonlarıdır diyebiliriz. genelde üyeleri gençlerde oluşurlar, her radikal harekette olduğu gibi. klasik liberallerden farkları her türlü devlet müdahalesini baskı ve ne amaçla olursa olsun vergiyi hırsızlık olarak görmeleridir. katı liberallerin çoğunluğu devletin sadece adalet sisteminde, yani yargıç ve polis olarak, etkin olması gerektiğini düşünür. minarşisttirler.

    bazı katı liberterler ise doğrudan anarşisttir. tamamen ortadan kaldırılmış bir devletin sosyal hayata katkısının daha fazla olacağını iddia ederler. onlara göre devlet a- şiddet tekelidir b- hukuk tekelidir c-bu tekelleri sürdürecek güce sahiptir. anarşist liberterler piyasa tekellerinin kötü, politik tekellerin daha kötü olduğunu savunurlar. klasik liberallerle bir diğer farkları iyilik vurgularının toplumsal çıktıdan ziyade kişisel faydaya yönelik olmasıdır. kişisel faydanın optimal değil maksimize olmasının doğal olarak topluma da daha fazla fayda sağlayacağını iddia ederler. katı liberterler arasında ayn rand,murray rothbard, robert nozick ve eric mack sayılabilir. karı liberterliğin liberter gelenek için ana akım olmadığını ancak bir yorum olduğunu unutmamakta fayda var.

    neoklasik liberaller ise klasik liberalizm içinde son 30-40 yılda ortaya çıkmıştır. klasik liberallerle aşağı yukarı aynı duyarlılıkları paylaşırlar ancak onları ayıran esas kritik nokta sosyal adalete yaptıkları vurgudur. onlar toplumdaki faydaların ve yükümlülüklerin adil dağıtılması gerektiğini savunurlar. mülkiyet hakkını sonuna kadar savunurlar ancak eğer mülkiyet hakkı kalabalıkları mülkiyetsiz bırakarak mülkü az kişinin elinde topluyorsa bu rejimin meşru olmadığını savunurlar. neoklasik liberallere göre eğer yoksulları umursuyorsak ve sosyal adalet gibi bir kaygımız varsa bunu yapmanın en kolay yolu serbest piyasayı ve güçlü ekonomik özgürlüğü sağlamaktan geçer. yoksullara bir de marksizmle darbe vurmamalı, bilakis müreffeh toplumların ancak serbest piyasa içinden yetiştiğini hep aklımızda tutmalıyız.

    bu üç tip liberteryenizmi sosyal adalete olan bakışlarından ayırabiliriz. neoklasikler özellikle sosyal adalet vurgusu yaparken, katı liberterler sosyal adalet anlayışına şiddetle karşı çıkarlar. klasik liberaller ise bu konuda ikisinin ortasında bulunurlar. ancak özellikle belirtmek gerekir ki klasik liberal sınıfına koyduğunuz adam smith ülkenin zenginliğinin kralın hazinesinden ziyade insanların tok karınlarından ve çocuklarının fırsat zenginliğinden anlaşılacağını söyler.

    kaynak:
    brennan, j. (2012). libertarianism: what everyone needs to know. oxford university press. s.39-47

  • sophoniskos

    sokrates'in (bkz: sokrates kimdir?) babası olan taş ustası, heykeltraş. ebe bir hanımefendi ile evlidir.

    kaynak
    cevizci, a. (2018). felsefe tarihi (6.baski). say yayınları.sf.64

  • bilinç akışı

    en basit anlatımına belki virginia woolf'un mrs. dalloway romanından satırlar örnekleyerek ulaşacaktım, maalesef kopyalayamıyorum, o satırları buraya geçirmek de şu an zor geliyor.

    virginia woolf, mrs. dalloway romanında, romanın başkahramanı mrs. dalloway'i londra'da birkaç saatlik bir gezintiye çıkarır. clarissa dalloway, londra sokaklarında yürürken hem aksiyon halindedir, yani dükkanlara girer çıkar, alışveriş yapar, tanıdıklarıyla selamlaşır, günün ve havanın keyfini çıkarır; bir yandan da neredeyse bütün geçmişiyle, geçmişteki ve şimdiki tanıdıklarıyla, yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla hesaplaşır, kafası da bedeni gibi hareket halindedir. düşünceleri oradan oraya atlar, gördüğü, duyduğu, dokunduğu, kokladığı, tattığı her şey onda düşünce yumakları oluşturur. anlatıda, o an ve clarissa'nın aklından geçenler iç içedir. bu belli bir sırayla olmaz, çağrışımlarla olur.

    aslında gerçek hayatta da öyledir. düşüncelerimiz sınırsızdır. bize, her şey, her şeyi çağrıştırabilir. tam şu andan çocukluğumuzun hatırladığımız en genç evresine atlayabiliriz ya da gelecekle ilgili düşünceler geçmişle çözülmez yumaklar, anlamlı ya da anlamsız birliktelikler oluşturabilir.

    bu teknik zor bir teknik. dünyanın en büyük ve güçlü yazarlarından 'bazılarının' gerçekten büyük bir başarıyla uyguladıkları bir teknik.

    bu tekniği bütün bir roman boyunca uygulamak aslında en zor olanı. virginia woolf bunu başarıyor. ama bu tekniği kullanan birçok yazar, bunu bütün roman boyunca devam ettirmez, yalnızca ihtiyaç duyduğu yerlerde kullanır.

    bu teknik okuyuşu zorlaştırır mı? evet. sıradan okuru sıkar mı? evet.

    günümüzde özellikle genç okurlar, hızlıca akan maceraların içine dalmak istiyorlar. sabırsızlar. tıpkı bağımlısı oldukları bilgisayar oyunları gibi, kişiler, güçler, silahlar.......her şey belli olsun, zaman hızlıca aksın ve her şey bir sonuca ulaşsın istiyorlar. belki de haklılar.

    oysa bilinç akışı tıpkı insan ruhu gibi. -ruh sözcüğü burada metafor olarak kullanıldı.- insan, belki gelecekte de bugün olduğu gibi hiçbir bilgisayarın çözümleyemeyeceği kadar karmaşık ve belirsiz olacak. bırakalım öyle de kalsın (mı acaba?).

    bilinç akışı tekniğini türk edebiyatı'nda en iyi kullanan yazar yusuf atılgan. anayurt oteli romanında denediği bir teknik bilinç akışı tekniği. anayurt oteli'nin insanı boğan havası yalnızca zebercet'in manyaklıklarından, kaybetmeye mahkum oluşundan değil, bilinç akışı tekniğinden de geliyor. bu da yazarın bilinçli seçimi. yusuf atılgan'ın önünde saygıyla eğiliyorum.

    bilinç akışı tekniğine örnek olarak ders kitaplarında da bulunan bir nedim gürsel öyküsünden alıntılama yapmak istiyorum. buraya kadar okuyanlar o satırları da okursa, yukarıda açıklamaya çalıştığım tekniği daha iyi anlayabilirler. aldığım örnekte kahramanın kafasından geçen çağrışımlara dikkat ediniz.

    "yol boyu kavak ağaçları, köprü, yokuş yukarı dar sokak… sokağın bitiminde kediyi gördüm. yıkık bahçe duvarından duta tırmandı, oradan da çatıya. baktım baca tütüyor. rüzgarla savrulan kül rengi, yoğun bir duman. kedi dumana girdi çıktı. kiremitlerin arasında kayboldu sonra. bahçe kapısının önünde durdum. girsem yol bitecek. ömür biter, yol bitmez… kentlerin, otellerin duvarlarında yazılıydı. bir geminin beyazında, trenlerin, uçakların alnında. bekleme odalarında, gar saatlerinde, kamyonların, otobüslerin ön camlarında yazılıydı. ya da tanıdık bir ses hep bu cümleyi fısıldadı kulağıma: ömür biter, yol bitmez. girsem paris'te figuier sokağı'ndaki odamın kapısı çalınmayacak bir daha. ne telefon çalacak ne de notre dame'ın çanları. gece lambamın ışığına üşüşmeyecek türkçe sözcükler. bu sürgün bitecek. girsem sofada sedirin üzerinde bulacağım seni. saçların ağarmış, yuvarlak beyaz yüzünde sabır."

  • yetkilenme kuramı nedir?

    robert nozick e ait olan ve will kymlickanın aktarımıyla aşağıdaki üç temel ilkeye dayanan kuramdır.

    1- aktarım ilkesi: adil bir biçimde sahip olduğumuz her şeyi serbestçe aktarabilirsiniz.
    2- kazanımın başlangıçta adil olması ilkesi: insanların birincil ilkeye göre aktarabilecekleri şeylere başta hangi koşullarda adilce sahip olacağını düzenler.
    3- adaletsizliğin düzeltilmesi ilkesi: adaletsiz bir biçimde edinilen ya da aktarılan şeylerin nasıl ele alınacağını belirler.

    kaynak
    kymlicka, w. (2016). çağdaş siyaset felsefesine giriş (e. kılıç, çev.; 3. bs). istanbul bilgi üniversitesi yayınları.sf.144

  • büyük beyaz köpek balığı

    latince adı carcharodon carcharias olan, boyu 6 metreye ağırlığı 1.7 tona kadar ulaşabilen, denizlerin en büyük avcı balığı. atalarının 3.6 milyon yıl önce soyu tükenen megalodon olduğuna inanılıyor.

    denizin taşlı dibinde kamufle olabilmesi için gövdesinin üst yarısı gridir ve ismini de alt yarısındaki beyazlıktan alır.
    suyun içinde 25 kilometre hızla yüzebilir ve üç kilometre uzaktan bir damla kanın kokusunu alabilirler. çoğu diğer köpek balığının aksine sıcakkanlıdır ve yavrularını doğururlar. ama diğer sıcakkanlı hayvanların aksine, yavrularıyla bir bağ oluşturmazlar.

    büyükbeyaz köpek balıkları tam bir avlanma makinesidir. lorenzini ampülü denilen ve çok sayıda kanalcıktan oluşan duyu organı sayesinde avlarının elektromanyetik alanını algılarlar ve harekete geçerler. çenelerinde 48'e yakın diş bulunur ama dişler sadece bununla sınırlı değildir. çenelerinde ayrıca yatay olarak 3-4 sıra diş daha bulunur. avlarını ısırdıklarında kaçmalarını zorlaştırmak ve kırılan dişlerine yerine geçmeleri için.

    köpek balıkları kafalarının iki tarafında olan gözleriyle neredeyse 360 derecelik bir görüş alanına sahip olurlar. retinalarında bulunan tapetum lucidum sayesinde kediler gibi loş ışıkta karanlıkta rahatça görürler ve ışık vurduğunda gözleri de parlar. büyük beyazların, avlarına saldırdıkları sırada, göz küreleri arkaya doğru yuvarlanır ve böylece saldırı sırasında hasar almaktan korunur.

    dünyanın en eski canlılarından biri olan büyük beyaz köpek balıkları zamanla kendi dna'larını onarabiliyorlar. bu sayede birçok hayvanın aksine, hastalıklara ve kansere karşı çok dirençli olup, uzun ömürlü olabiliyorlar. bilimciler bu köpek balıklarının genomunu ve dnalarını inceleyerek, insanoğlu için de bir takım çareler geliştirmeyi umuyorlar.

    son yıllarda ise, güney afrika'nın false körfezindeki seal adasında, büyük beyaz köpek balıklarının sayısının büyük ölçüde azalması ekostistemde büyük değişikliğe yeni bir yırtıcı köpek balığı türünün baskın çıkmasına yol açtı. sevengill, yani 7 solungaçlı köpek balıkları bölgede hakimiyet kurmuş durumda. ancak bu değişikliğin sonuçlarının bölgeyi nasıl etkileyeceği henüz bilinmiyor.

  • 15 mayıs 2023

    nasıl ki cumhuriyetin tarihi 1923 ile değil de 1908 ile başlar, cumhuriyetin 100. yılı da 29 ekim ile değil 15 mayıs ile başlayacak. bu anlamı ile türkiye için yüksek değer ihtiva edecek tarihtir diyebiliriz.

  • !ismet özel'e dair

    ismet özel'in biraz da ele avuca sığmaz, kontrol edilemez kişiliğinden kaynaklanmaktadır ki şairi şair yapan özelliklerin başında gelir. bir diğer "islamcı şair" olarak ibrahim tenekeci'yi ele alalım. ben şiirlerini pek severim ancak yeni şafak'ta köşe yazarlığı yapan ve kötüye muhalif olmayı başaramamış bir kimse kalarak bence şairliğine halel getirmiştir.

    ismet özel'e dönersek bana en az atilla ilhan, nazım hikmet kalibresinde bir şair gibi gelir. müslüman olmayanları türklükten atması gibi biraz da delilik alameti çıkışları olsa da günün sonunda ondan yadigar kalacak, onu taşıyacak olan siyasi fikirlerinden çok dizeleri olacaktır.

    akp'lilerin kendisini sevmemesi ise gelecekte hikayesi yazılırken onur madalyası olarak göğsüne takılacaktır.

    son olarak, ölmemiş, bir gençlik ölümü saklı kalmıştır kendisinde ve haklıdır çiçekler ve böcekler gibi değil, bulutlar ve ırmaklar gibi seviştiğinde insanın.

  • si vis pacem para bellum

  • türkiye'de seçimler

    yabancı basın tarafından "free but not fair" olarak değerlendirilmektedir. bana göre yeterince free de değildir.

  • vodka enerji

    yapılması büyük bir hata değil ancak büyük bir saçmalık olan ikili. (bir diğeri için (bkz: rakı balık)

    şimdi vodka malumunuz diğer içkiler gibi sakinleştirici bir etkiye sahip.
    enerji içeceği ise tam tersine insana enerji veren bir içecek.

    vodka-enerji yapınca hemen sarhoşumsu olmamızın sebebi de bu zaten.
    vodka vücudu yavaşlatıyor, enerji hızlandırıyor.
    hal böyle olunca da vücut mallaşıyor, aslında tam olarak şarhoş/çakırkeyif olmuyoruz; mal oluyoruz.

  • matthew perry

    yazdığı kitabı (friends, lovers, and the big terrible thing) türkçe'ye yakamozkitap çeviriyormuş, keşke bana teklif etselerdi :) çünkü kitabı merak ettim ve çevirisini okuyacağımı zannetmiyorum.