favorileri (80)

başlık listesine taşı
  • !yazarların içinden geçenler

    selam naber beya
    trakyalı değilim ama hep olmak istemişimdir. hoş egeli olmaktan da son derece memnunum.
    uzun zamandır sözlükte yazmıyorum. malum ilgi alanım* yılbaşından sonra büyük bir darbe gördü. zam darbesi.
    ben de birayı bırakıp şaraba döndüm artık. genelde şarap içiyorum.
    geçen zaten iki bira aldım 130 tele ödedim. aşırı koydu.
    şuan kafam da güzel sayılır sabah da zıkkımlandım biraz şimdi şarap içiyorum. biricik'in karadutlusunu. 75 cl %8 alkollü. %8 alkollü olduğunu farketmeden aldım. bundan dolayı evde bir güzel sövdüm. tadı iyi ama.
    bir de isabey sauvignon blanc aldım. onu da yarın yanına ev yapımı pizza yapıp içeceğim. kurutulmuş etli ve mozzarellalı yapmayı düşünüyorum.
    madem kafam güzel o zaman neden iq sözlüğe yazmayayım diye düşündüm ve uzun zamandır yazmak istediklerimi yazmaya karar verdim.
    buna benzer yazıları sürekli yazıp aslında tam ortasında siliyorum ama bunu silmicem bak valla söz.
    isabey'den ufak bir yudum aldım da aşırı iyiymiş bu arada. 195 tl'ye daha iyisi yok. içtiğim en iyi beyaz şarap.
    neyse aslında bir sıkıntım yok uzun zamandır. ne aile sorunum var ne kız muhabbeti ne de geçim derdi.
    bir tek geleceğim hakkında endişeleniyorum ama buna da şükür aslında. bir de içki fiyatları çok koyuyor ya.
    mezeye para gömmek istemediğimden sabahtan kalan yarım açma ve peynirli poğaçayla içiyorum şarabı. güzel de oldu he.
    zaten bir saate falan herkese yazmaya başlarım diye tahmin ediyorum.
    ileride yapmak istediğim çok şey var aslında.
    kimi çocuksu hayaller kimi şuan dahi gerçekleştirebileceğim kadar basit şeyler.
    mesela buradaki şarapçı evsiz dayılarla birgün şarap içmeyi çok isterim. şuan bile giderim yanlarına ama üşeniyom be abi.

    hemen herkes ardından bir şey bırakmak ister ya ne bileyim kitap olur müzik olur çocuk olur ağaç olur bilimsel gelişme olur. olur da olur yani.
    ben ardımdan illa bir şey bırakacak olsam asla bilimsel olsun istemezdim.
    çünkü insanlık harbiden çok boktan ya. bilim ayağına atom bombası buluyon savaşın sorumlularından biri de sen oluyosun insanların gözünde. benim keşfim, icadım insanların zararına kullanılacak olsun istemezdim.
    çocuk bırakmayı da pek istediğim söylenemez.
    kitap bırakmak olabilir bak. biyografi veya roman tarzlarından ziyade araştırma konusunda bir kitap yazmayı isterdim. ne mi hakkında? ülkemizde bu kadar kıymetli, lezzetli ve kaliteli üzüm bağları olmasına rağmen şarapçılığın ülkemizde hiç de gelişmiş sayılamayacak olması hakkında bir araştırma yazmak isterdim.sebepleri belli aslında ama ben daha detaylı değinmek isterdim.

    türkiye'de harbiden çok büyük potansiyel var. gerçekten. cennet vatanımız goygoyu değil bak. ne denizlerimizi kullanabiliyoruz ne de yeraltı yerüstü kaynaklarımızı.
    3 tarafımız denizlerle çevrili ancak balık olarak sadece hamsi yiyoruz.
    şimdi burada bir parantez açmam lazım. babamla birlikte zıpkın ve olta balıkçılığı yaptığımızdan denizlerdeki pek çok balığı tattım diyebilirim.
    benim yediklerim arasından en sevdiğim balıksa palamut diyebilirim. mevsiminde yakalanmış taze ve yağlı palamuttan daha lezzetli balık yemedim.
    bir diğeri içinse trakonya derim. denizlerimizin en zehirli balıklarından. sadece bir kez tatma şerefine ulaşabildim. eti çok lezzetli bence.
    külah balığı da çok lezzetli. onu da 2 veya 3 kez yedim. bu da kızıldeniz'den akdeniz ve ege'ye gelen istilacı ama çok lezzetli ve havalı bir balık.

    balık pişirme teknikleri de bilmiyoruz. varsa yokza tavada kızartma yiyoruz.
    halbuki bence büyük balıklar için en lezzetli pişirme fırında olandır. yağı falan her şeyi bütün kalıyor.
    balık yemekleri de bilmiyoruz.

    eskiden kırmızı eti çok sever balığı pek sevmezdim.
    ot yemekleri de çok sevmezdim.
    şimdiyse balığı aşırı seviyorum. bir ara tavuğa alışmıştım ancak artık tavuklar da saman gibi geliyor. ot yemekleri ve balık en sevdiğim gıdalar arasında.

    kırmızı et ve kıyma son 6-7 aydır bana çok tatsız geliyor. küçükken yediğim anne köftelerinin tadı gerçekten artık yok. kalite çok düştü. keza tavukta öyle geliyor.

    ama balık öyle değil bak halen daha çok lezzetli hem de çok sağlıklı.

    bu arada açma ve şarap bayağı iyi gidiyor aklınızda bulunsun.

    öyle işte...

  • bicameral mind nedir?

    binlerce yıl önce insan zihninin bilişsel fonksiyonlarını beyindeki bir tarafın konuşarak ve diğer tarafın ise ona itaat ederek gerçekleştirdiğini savunan hipotezdir.

    insan bilincinin kökenini bulmak isteyen julian jaynes'in bu hipotezine göre; beyindeki bu ikiliğin yıkılmasıyla birlikte insan bilinci bugünkü formunu kazanıyor. yani bilinçlilik en baştan sahip olduğumuz değil sonradan geliştirdiğimiz bir özellik. julian jaynes 1976 yılında "the origin of consciousness in the breakdown of the bicameral mind" -"bikameral (iki odalı) zihnin çöküşünde bilincin kökeni" başlıklı bir kitap yazıyor ve "bilinç düşünsel hayatımızın bilincinde olduğumuzdan çok daha küçük bir kısmını oluşturur, zira bilincinde olmadıklarımızın bilincinde olamayız." diyor.

    bu teoriye göre; geçmişte sağ beyindeki wernicke bölgesi yaptığı mantık hesaplamalarını sol beyne gönderiyor. bilginin kaynağının ne olduğunu bilmeyen sol beyin bu bilgileri halüsinatif bölgesinde ve "ses dosyaları" halinde işliyor. böylece insan gaipten gelen ve kendisine emirler veren birtakım sesler duymuş oluyor.

    jaynes konuyu araştırması kapsamında antik dönem metinlerini inceliyor. homeros'tan, eski ahit'ten, ilyada'dan örnekler veriyor ve dönemin metinlerinde insanda öz bilinç, öz farkındalık, nedenlendirme, mantık yürütme gibi kavramların olmadığını söylüyor. örneğin ilyada'da kendi kendine düşünen, karara varan insanlar yok ve fakat kendilerine "tanrılar" tarafından emredileni yapan insanlar var.
    jaynes, beynin bu ikili sisteminin, metaforik dilin gelişimiyle beraber yıkıldığını öne sürüyor.

    tabi pek çok karşıt argümanın olduğu ve görünen o ki gerçekliği hakkında yeterli kanıtın bulunmasının pek mümkün olmadığı bir teori bu.


    kaynak:
    1) bicameralism
    2) bilincin kökeni
    3) julian jaynes ve tragedya
    4) julian jaynes

  • 29 mart 2009 yerel seçimleri

    akp'nin ilk defa oy kaybettiği seçim. ayrıca davos olayıyla "vatan kurtaran aslan" moduna giren akp için iyi bir uyarı olmuş, chp'lilerin "tamam bir sonraki genel seçimde iktidarız" demelerine vesile olmuştu. sonuçta uyarı yerine gitti mi bilmem, ama chp'nin bir dahaki sevinci için 10 sene beklemesi gerekecekti (2015 haziranındaki buruk sevinci saymaz isek).

    ysk kayıtlarına göre yüzde 38 oranında oyla seçimi birinci bitirmiş olan akp'nin bu rakamı, 1 buçuk yıldır kafalara vurup durdukları "yüzde 47"den 9 puan alttaydı. seçimin ikincisi olan deniz baykal'lı cumhuriyet halk partisi ise yüzde 23 ile bir buçuk yılda yaklaşık 2 puan yükselmişti. lider değiştirmemesine rağmen bir yükseliş trendine giren mhp ise yüzde 16 oy ile üçüncülük kürsüsüne çıkmıştı. diğer taraftan il bazında 81 ilin 45'inde akp bayrağı göndere çekilmişken, hepsi denize kıyısı olan 13 ilde (antalya, artvin, aydın, çanakkale, edirne, giresun, mersin, izmir, kırklareli, muğla, sinop, tekirdağ, zonguldak) chp (ki akdeniz hatay hariç tamamen kırmızıya ve mhp laciverdine boyanmıştı o günlerde), 10 ilde (adana, balıkesir, gümüşhane, ısparta, kastamonu, manisa, uşak, bartın, karabük, osmaniye) mhp, güneydoğudaki 8 ilde (diyarbakır, hakkari, siirt, tunceli, van, batman, şırnak, ığdır) dtp (hdp'nin o zamanki versiyonu), şanlıurfa'da saadet partisi'nden seçime giren ahmet eşref fakıbaba, sivas'ta bbp adayı doğan ürgüp (son anda muhsin yazıcıoğlu'nun ölmesiyle sürpriz bir zafer olmuştu), yalova'da o sırada dyp'den seçime giren yakup koçal, eskişehir ve ordu'daysa dsp adayları yılmaz büyükerşen ve seyit torun ipi göğüslemişlerdi. kazanan adaylardan urfa ve yalova adayları daha sonra genel başkanlarıyla beraber akp'ye, dsp'ninkilerse chp'ye katılacaktı. vikinin şu haritası sonuçları gösteriyor.

    chp bu seçimde özellikle istanbul ve ankara'da kemal kılıçdaroğlu'na güveniyordu. daha önce iki akp yöneticisi hakkındaki irtikap belgelerini yayınlayıp onların görevden alınmasını sağlayan; melih gökçek'i de epey sinirlendiren kılıçdaroğlu'ndan çok şey bekleniyor, istanbul adayı olarak kadir topbaş'ı geçebileceği, ankara'da yarattığı etkininse eski büyükşehir belediye başkanı (ve yıllar sonra chp'ce affedilmiş olan) murat karayalçın'a yarayacağı hesaplanıyordu. sonuçta iki ilde de chp kazanamadı. ankara'daysa sonraki seçimlerde sıkça dolanacak olan "hile" şayiası ilk defa ortaya çıktı . bunun dışında artık "kalesi" olarak anılan muğla, çanakkale, kırklareli ve izmir'i kolayca kazanan chp, büyük bir sürpriz olarak antalya'nın akp'li belediye başkanı menderes türel'i de devirmeyi başarmıştı. nitekim recep tayyip erdoğan da balkon konuşmasından evvel bu konuda "şaşkınlığını" belirtmişti. ayrıca aydın'da, 1977'den beri ilk defa bir chp'li başkan çıkmıştı: topuklu çizmeli efe özlem çerçioğlu...
    seçimden sonra akp bir ay içinde bir hükümet revizyonuyla yoluna devam ederken, chp moral depolamıştı. ertesi yıl baykal bir kasetle yerinden kalkmaya zorlanınca kemal kılıçdaroğlu'nun ilk akla gelmesi de bu dönemin bir yansıması olacaktı..

  • jilet yiyen kız

    attila ilhan'ın erotik şiiri

    o kızı nerede nasıl görsem
    aklımı başımdan alır ağzı
    saçları şıra köpüğü desem
    kaşları bıçak izi kırmızı

    yakut pulları mı? bu ne görkem
    kanlı gözbebeklerindeki yazı
    beni nasıl büyüledi bilmem
    kirpikleri örümcek kırmızı

    kızıl demirden bir ünlem
    salınması yangın yalazı
    korkmasam öpmeye eğilsem
    dişleri elektrik kırmızı

    çarpılmışım başım sersem
    sevdim jilet yiyen kızı
    göğsündeki kumrulara değsem
    gagaları zehirli kırmızı

    gece gündüz tek düşüncem
    kasıklarımdaki ince sızı
    artık kimseyle sevişemem
    anladım sevişmek kırmızı

    jilet yiyen kız merih'li gecem
    birlikte bulacağız belâmızı
    sonumuz kuşkusuz cehennem
    kırmızı kırmızı kırmızı

    (bkz: alın teri değil copy paste)

    ahmet kaya da bu şiiri pek bi güzel bestelemiştir.
    rocker olsa neler yapardı diye düşünmemek elde değil.
    insanda tanınan kızıl saçlı tüm kız arkadaşlara bu şarkıyı link olarak atma ve ilk fırsatta birlikte dinleme isteği uyandırıyor. hoş, kızıl saçlı kız arkadaşım yok.
    ayrıca bende sırf bu müziği kullanmka için film çekme isteği de uyandırıyor.
    ''serseri oğlan rock bara girer, onu görür; kızıl saçlı kız. gördüğü anda da jilet yiyen kız arka fonda ,aklında, çalmaya başlar. ''o kızı nerede nasıl görsem...'' kızla bakışırlar...''
    nasıl oldu di mi?
    oğlan bence nejat işler olmalı kız da aylin aslım.
    ileride yapılacaklar listesine eklendi.

    edit:
    3. kıta 2.mısrada ''yangın yalnızı'' yerine ''yangın yalazı'' olacak, kopyaladığım yeri okumadan seçtiğim için böyle oldu.
    ayrıca internette çoğu yerde şu dizelerin olmadığını da unutmuşum:

    "içerse kezzap içer hem
    sarhoş da olmaz azıp bazı
    yasak bölgelerine insem
    tüyleri ısırgan kırmızı"

    şarkıda ve şiirin bulunduğu kitapta (bkz: böyle bir sevmek) bu dize bulunuyor.

  • 19232023

    bugün cumhuriyetimizin 100. yıl dönümü. nice 100 yıllara erişmek dileğiyle ...

  • 24 ekim 2023 galatasaray b. münih maçı

    galatasaray'ın oynadığı futbol ile şikeci kulüplerin taraftarlarını 2000'den sonra yine kendine hayran bıraktığı maçtır. ilk yarısı 1-1 bitmiştir. maç 1-100 olsa canı sağolsundur.

    (bkz: galatasaray)

  • ratebeer

    biraları puanlayabileceğiniz mükemmel bir site

  • vincent doit mourir

    "vincent must die" aradığım fransız garipliğini bulduğum bir film. stephan castaing'in yönettiği 2023 yapımı fransız kara komedisi, satirical thrillerı ya da zombi hikayesi.

    odağına tek bir karakteri aldığı için -filmin isminde olduğu gibi- bireysel bir absürditenin söz konusu olduğunu düşünmüştüm en başta ama filmde tıpkı saramago'nun körlük'ü gibi, afşin kum'un sıcak kafa'sı gibi kaynağı belirsiz bir salgın söz konusu. olay thrilling etkisini kendiliğinden yaratan bir niteliğe sahip ve süreğen olarak merak unsuru oluşturmaya müsait. böylesine bir karanlığın içine mizah da katıldığı zaman seyretmeye bayılıyorum.

    klişe olabilecek bir fikir, artık klasik olan tarzda bir zombi öyküsü güzel işlenmiş, araya aşk aksı da eklenmiş. social satire olarak okuyabileceğimiz film, seyirciye üzerine düşünecek konular da veriyor. seviyorum fransız sineması.

  • !hizmet sektörüyle selamlaşma kodlamaları

  • atilla yayla, kemalizm, türkiye ve liberalizm

    sabah kahvesiyle, soluksuz okuduğum bir yazı olmuş.
    bu yazıyı yazan ellerine, üzerine düşünmüş kafana sağlık sevgili kardeşim.

  • terdit

    anlatımı beklenenden farklı bir sonuca bağlayarak yapılan söz sanatı. beklenmezlik kullanılarak okur şaşırtılır.

    ziya osman saba'dan:
    en güzel, en bahtiyar, en aydınlık, en temiz
    ümitler içindeyim, çok şükür öleceğiz…

    sümbülzade vehbi'nin meşhur şiiri de buna güzel bir örnek, tabii ki bir iki beyitten sonra örüntü anlaşıldığı için şaşırtma unsuru kayboluyor. bu şiirde terdit rücu sanatı ile yakalanmış.

    azm-u hamam edelim, sürtüştürem ben sana,
    kese ile sabunu, rahat etsin cism-u can.

    lal-u şarap içirem ve ıslatıp geçirem,
    parmağina yüzüğü, hatem-i zer drahşan.

    eğil eğil sokayım, iki tutam az mıdır,
    lale ile sümbülü kakülüne nevcivan.

    diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
    bir gümüş ibrik ile destine ab-ı revan.

    salınarak giderken arkandan ben sokayım,
    ard etegin beline, olmasın çamur aman.

    kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,
    sahtiyenden çizmeyi, olasın yola revan.

    öyle bir sokayım ki, kalmasın dışarda hiç,
    düşmanın bağrına, hançerimi nagehan.

    eğer arzu edersen, ben ağzına vereyim,
    yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.

    herkese vermektesin, bir de bana versene,
    avuç avuç altını, olsun kulun saduman.

    sen her zaman gelesin, ben vehbiye veresin,
    esselamun aleyküm ve aleykümesselam.

  • idam ipiyle bdsm

    müstakbel romanımın başlığı

  • !imza toplamak

    bugün bulunduğum ilçenin cumartesi pazarına eğitim-sen stant açtı.
    stant, laik eğitime karşı olan çedes projesine karşı imza toplamak içindi.
    çedes projesi manevi danışman adı altında izmirdeki okullara imam atayan bir proje.

    neyse konumuz bu değil.

    ben de babamlara yardımcı olmak için standa gittim, bildiri dağıttım.

    ve bol bol gözlemim oldu diyebilirim.

    her zaman derim bu ülkenin ''aydınlık yüzü; ülkedeki azınlıklar ve kadınlardır'' diye.
    tahmini 300-400 imza falan topladık, bir ilçe için iyi bir sayı. imzalayanların çoğu kadındı.

    peki nasıl kadındı?

    öncelikle chpli teyzeler neredeyse hiç imzalamadı, hepsi kulak kapadı.
    hele bir tanesinin kolunda kocaman atatürk imzası ve 1881 dövmesi vardı, yazık.
    sanırsam saçlarını düzeltmek için kullandıkları jöleler işitme duyularını kaybetmelerine neden olmuş.

    yaşlı köylü teyzeler bayağı bir destek çıktılar, yazma bilmeyenler isimlerini söyleyip, yazdırıp imzaladılar.

    çocuklu kadınlar çocukları için imzaladılar. içlerinden bir tanesinin çocuğu da hatta ''anne imzala şunu dersler azalsın yaa'' dedi. :)

    genç kadınlar ve kadın öğrenciler öğretmenleri istediği için, kendileri için imzaladılar.

    erkekler çok azdı, çoğu kulak kapadı; imzalayan erkekler ya tanıdık olanlardı ya da işçi sınıfı, pazarda gevrek, mısır vs. satanlardı.

    ben sekülerdir herhalde diye tahmin edip dövmeli, uzun saçlı veya küpeli erkeklere sordum.
    istisnasız hiçbiri iplemedi. sorarlarsan sekülerlerdir.

    neyse gelelim komik kısma, bir tane iri yarı bir abiye sordum anlattım durumu, güldü omzuma dokundu ve can alıcı vuruşu yaptı ''ben imamım kardeşim.''
    bir şey diyemedim, hangi okuldasın diye soracaktım ama vazgeçtim:)

    biraz da kötü insanlardan bahsedelim:

    3-4 tane sarışın elbiseli kadına ''heh bunlar da karşıdır diye'' düşünüp sordum ve kötü kadın dedi ki ''imam mı atanıyor? iyi ya işte ne güzel'' nesi güzel ya dedim ama kime ne anlatıyorsun.
    bulunduğum yerde akp arada balon bildiri falan dağıtıyor orada böyle 3-4 tane sarışın kadın takılıyor, sanırım onlar bunlardır.

    daha sonra standın önünden bir dayı ve eşi geçti, aralarında konuşuyorlardı ben de ilgilerini çekti sanıp yanaştım imam atanıyor böyle böyle diye izah ettim durumu.

    adam ''müslüman ülkedeyiz'' zart zurt etti, ben de ''herkes yerinde güzel'' ''imamın yeri cami'' dedim. eşi dönüp baktı ters ters bekledi, adam da seslendi ''yürü lan sen de''
    pis adam.

    bu arada imza toplarken insanlar ilgi istiyor.
    babamlar bağırıyor ''okullara imam atanmasın diye imza topluyoruz'' falan, ama iplemiyorlar.
    geçen insanlardan gözüme batan olursa hemen gidiyorum izah ediyorum durumu ve imzalıyorlar.

    böyle işte...

  • vanitas akımı

    "all is vanity." diyen bu sanat akımı 17. yüzyıl hollanda'sının barok dönemine aittir. "memento mori" - remember you must die fikrinden ilhamla yapılan resimler hayatın geçiciliği ve ölümün varlığını hatırlatmak üzerinedir. sembollerin çokça kullanıldığı akımın eserleri kafa tası, solmuş çiçekler, kum saati gibi güçlü simgeler bulundurur.
    akımın sanatçıları iki farklı yaklaşıma sahiptir: ilki, bulunduğumuz dünyanın geçiciliğini ölümden sonra var olan sonsuz yaşamla kıyaslayan umut dolu bir yaklaşım; ikincisi ise sahip olduğumuz tek yaşamın ölümlü dünyamız olduğunu savunan yaklaşımdır.

    görsel: "vanitas—still life with bouquet and skull," by adriaen van utrecht (1642)


    kaynak: artsandculture
    thecollector

  • edebiyat dedikoduları

    zamanın birinde -kim olduğunu şimdi unuttum- birisi, yahya kemal için 'miskin' demiş. o da durur mu, "ben miskin değil sakinim." diye cevaplamış.

    1-miskinle sakin aynı arapça kökten geliyor. (şimdi baktım, ikisi de arapça ama aynı kökten gelmiyorlar. miskinde, sefil, zavallı anlamları varken, sakinde ise, bir yerde oturan, hareket etmeyen -dolayısıyla dingin- anlamları var. yani sadece kafiyeli sesler içeriyorlar.)
    2-yahya kemal geniş adam. (hem gerçek hem mecaz anlamda:) romalılar gibi uzun yemek sohbetlerini çok severmiş, bedava sofra bulunca asla kaçırmazmış. üstü başı da -özellikle koca göbeğinin üstü- hep yemek lekeleriyle dolu olurmuş.

    bunu yazınca aklıma yine sözcük oyunlarını pek seven necip fazıl kısakürek geldi. kendisi sık sık çeşitli kişilerle girdiği polemiklerle tanınır.
    polemiğe girdiği bir yazara; "sana alçak diyemem, alçak da bir seviye gösterir. sen çukursun çukur." dediği rivayet edilir.

/ 6 »