entry'ler (1705) - sayfa 2

başlık listesine taşı
  • naber dergisindeki nasreddin hoca fıkrası

    bir gün hoca'nun avratı çaya espab yumağa gider. hoca da bile gider. 'avratı giysi yurken, ayağında donı yoğımış; meğer dılağına(vajinasına) yengeç yapışmış. "meded hoca! dılağıma yengeç yapışdı." der. hoca da "katlan karı! göreyim." der. açar. hoca eğilür, bakar. görse, kısacıyıla pek yapışmış. "katlan karı! üfleyeyim." der. eğilüp de üfledüği gibi hernan bir kısacıyıla dahı dudağına yapışur. karı ise acısından osurmağa başlar. hoca feryad edüp: "meded, canum karı! sen üfleme. senün nefesün pek kokar ancak." der.

    umut sarıkaya'nın hayali karakteri bu fıkra yüzünden gelecek hapishanesine düşmüştür. dergide fıkranın tamamı anlatılmaz, "merak eden gidip pertev naili boratav'ın nasreddin hoca kitabına baksın" denir. bu da dergi okurlarına güzelliğimiz olsun.

  • tekno-optimist manifesto

    öncelikle ingilizce bilenler için doğrudan link
    marc andreessen isimli girişimci tarafından yazılmıştır. bu arkadaş 9 temmuz 1971 doğumludur*

    1. bölüm lies - yalanlar

    "bize yalan söylediler." söylediler diye başlıyor manifesto. teknolojinin kötü olduğunu ve ona karşı düşmanca davranmamız gerektiği söylencesini yererek devam ediyor. bu bölümde dikkat çeken şey "doğum hakkı" olarak tanımlanan doğayı yönetme hakkı.

    2. bölüm truth- gerçek

    "medeniyetimiz teknoloji üzerine inşa edilmiştir" dye başlıyor, "medeniyetimiz teknoloji üzerine inşadır" diye devam ediyor yazar. bu bölümde yazar teknolojiyi uzunca zamanlar yücelttiğimizi ancak son zamanlarda ona karşı düşmanlaştığımızı söylüyor. sonrasında ise bize iyi bir haber veriyor ve asıl şimdi daha iyi bir yaşam için gerekli olan teknolojiye, fikirlere ve iradeye sahip olduğumuzu söylüyor. tekno-optimist olmanın tam sırası diyerek de bölümü bitiriyor.

    3. bölüm technology - teknoloji

    "tekno optimist teknolojinin köpek balığı gibi olduğunu düşünür, büyür ya da ölür." diye başlıyor bu bölüm. tarih manifestoları dolduran bir ruhu yeniden üretmek isteyen bir tavrı var üslubunun. bu bölümde manifestonun önemli fikir yapıtaşlarıyla karşılaşıyoruz. örneğin büyümenin bir kavram olarak gerekli hatta hayati olduğu, büyümenin ancak 3 şekilde olacağını - nüfus büyümesi, kaynakların kullanımı ve teknoloji- bunlardan birincisinin zaten gerilemeye başladığını, ikincisinin sert limitleri olduğunu ve sadece teknolojinin büyümenin kaynağı olarak kaldığını söylüyor. "and so the only perpetual source of growth is technology."

    teknolojinin insan refahındaki temel pozisyonda olduğunu ve tüm materyal problemlerin ancak teknoloji ile çözüleceğini söylüyor. bu noktada sadece haklı değil biraz da eksikdir, metafizik problemler de daha fazla teknoloji ile çözülebilir. teknoloji arttıkça cin çarpması vakalarının azalacağını size garanti edebilirim *

    bu bölümün son cümlesi ise her şeyi özetliyor "give us a real world problem, and we can invent technology that will solve it."

    4. bölüm markets - piyasalar

    yazar bu bölümde biraz gerçek siyasete giriyor ve gördüğümüz kadarıyla tekno-optimistlerin serbest piyasadan yana olduklarını söylüyor. daha da ötesine geçerek piyasa ekonomisinin bir icat makinası, bir çeşit zeka -açıklayıcı, evrimsel ve adaptif bir sistem olduğunu iddia ediyor. piyasaya güveninde biraz fazla iyimser. serbest piyasanın "herkesi" zenginleştirdiğini iddia ediyor. bu optimistlik bana biraz sosyalist optimistliği anımsatıyor. amerika'daki 25 milyon evsizin müsebbibi sadece piyasanın yeterince açık olmaması mıdır? aynı şekilde piyasanın toplumsal refahın bireysel yolu olarak tanımlandığını görüyoruz.

    bu bölümde david friedman'dan "insanlar sdece üç sebeple diğer insanlar için bir şeyler yaparlar: aşk, para ve zor." veczini alıyor ve devam ediyor: aşk geniş kitleler için kullanılamaz ve herkes zor yoluyla çalışmak yerine para için çalışmayı tercih edecektir.

    yazara göre merkezi ekonomi herkesin içindekini ortaya çıkaracak ve herkesi kötüye götürecekken piyasalar içimizdeki en iyi olanı açığa çıkarır ve herkese iyilik sağlar. ancak yine de evrensel temel gelir modeline karşı çıkıyor. bu şekilde verilen bir gelirin insanları devlet tarafından güdüleceği bir bitki haline getireceğini iddia ediyor. ona göre insan faydalı, üretken ve gururlu olmalı.fakat insan, zengin insanlar diğer insanlar için "useful" olmalı dediğinde ya da çok fazla sayıda kötü durumdaki insanın hayatını pozitif etkileyecek bir şeye karşı çıktığında biraz geriye çekilmek istemiyor değil.

    5. bölüm- techno-capital machine - tekno-sermaye makinası

    eğer teknoloji ile sermayeyi bir araya getirirseniz elinizde bolluk, büyüme ve yaratımdan başka bir şey olmaz diyor yazar. son üç yüz yıllık kapitalist tarihe baktığımızda bunun doğru olmadığını söylemek mümkün değil. insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar çok sayıda insan hiç olmadığı kadar iyi yaşıyor. bugüne kadar teknoloji üretiminin %2'sinin kuruculara kalan %98'inin ise insanlara dağıldığını söylüyor yazar. bu bilginin doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyenler buradan başlayabilirler.

    bu bölümde teknolojinin insanlar için olduğu, hatta en insancıl şey olduğu vurgulanıyor. komünistlerin ve luddcuların çabalarına rağmen insanlığın en parlak döneminden geçtiğimizden bahsediliyor. buraya hemen soldan bir "ya afrika'daki aç çocuklar???!!!111birbir" itirazı gelecektir ancak o gelmeden hemen söyleyelim ki "ya afrika'daki nüfus patlaması???!!!111birbir".

    6. bölüm intelligence - zeka/akıl/problem çözme becerisi

    bölüm zekanın ilerlemenin nihai motoru olduğuna dair bir inancın deklare edilmesi ile başlıyor. sonrasında ise ai'ın yol açacağı muhteşem ilerlemelerden dem vuruluyor. burada transhümanizmi hatta biyoi-ilericilik savunusu görmek mümkün. ai'ın gelişmesinin engellemesini cinayetle bir tutuyor yazar. teknolojinin imkanlarını sonuna kadar sömürmemiz gerektiğini söylüyor. zaten başka bir yol da görünmüyor insanlık için. (bkz: transhümanizm nedir?) (bkz: biyomuhafazakarlar biyoilericiler tartışması)

    7. bölüm energy - enerji

    yazar, enerjinin insalığın iyiliği için en önemli şey olduğunu belirttikten sonra füzyon teknolojisi ile herkes için çok daha fazla enerjinin var olacağı ve bunu herkesin lehine olacağını söylüyor. sıkıntı şuradaki tam olarak nükleer füzyon teknolojisini çözebilmiş değiliz. füzyon hala ürettiğinden fazla enerji harcıyor. bu konuda hızlı bir ilerleme olduğunu biliyoruz ancak ne zaman yaygın olarak kullanıma hazır olacak onu bilemiyoruz. teoride ise elbette yazar ile "herkes için bol ve temiz enerji" niyetinde ortaklaşıyoruz.

    8. bölüm abundance- bolluk

    sonsuz enerji ve teknolojiyi bir araya getirirsek bolluğun kaçınılmaz olduğunu iddia ediyor yazar. bir liberal olduğundan ise yine kalem örneğini veriyor. bir kalemin yapılmasının son derece komplike bir iş olduğunu ancak bugün herkesin ucuz bir şekilde bunu alabildiğini söylüyor. eğer enerji ile teknolojiyi birleştirirsek her şeyin bir kalem kadar ucuz olabileceğini söylüyor.

    bu bölümdeki bir diğer önemli fikir ise insanlığın son derece yetersiz bir nüfusa sahip olduğu. elon musk'ın da bu grupta olduğunu biliyorduk zaten. yeterli enerji ve teknolojinin 50 milyar insana kadar rahatlıkla yeteceğini ve bu insanların düşünceleri ve katkılarıyla çok daha fazla sayıda insanın diğer gezegenleri de kolonize edebileceğini söylüyor burada aynı zamanda.

    9. bölüm not utopia, but close enough - ütopya değil ama yeterince yakın

    bu bölümde ütopist olmadıklarını ancak ütopyaya doğru ilerlemenin mümkün olduğunu ve thomas sowell'in kısıtlı vizyon dediği şeyi savunduklarını söylüyor. kısıtlı vizyon deyince akla doğrudan sorunlu bir şey geliyor vizyonun kısıtsız olması gerektiğini varsayıyoruz ancak burada anlatılmak istenen şey bir vizyona muhafazakar bir şekilde adım adım sahip olmak anlamına geliyor. yani komünizm gibi "herkes kendini bıraksın topluluğa odaklansın" gibi değil de "herkes kendini düşünmeye devam etsin ve çıkarına uygun olursa ortak vizyona katılsın" gibi .

    10. bölüm becoming technological supermen - teknolojik süpermen olmak

    teknolojiyi ilerletmenin yapabileceğimiz en erdemli şeylerden biri olduğunu söyleyerek başlıyor yazar. fütürist manifesto'ya referans vererek saldırgan olmadan hiçbir büyük iş başarılamaz diyor. ayrıca kurban mantığının da dışlanması gerektiğini, teknolojinin asla insanı yönetmeyeceğini ve biz teknolojiyi kullananların kurbanlar değil fatihler olduğumuzu söylüyor. yani ai dünyayı asla ele geçirmeyecek biz ondan istemedikçe demeye getiriyor. bir yandan da kendisinde efendi ahlakının nüvelerini görüyorum (bkz: efendi ahlakı nedir?) (bkz: sürü ahlakı nedir?) bölümün son cümlesi ise "insanlığa inanıyoruz, bireysel ve kolektif." sosyalist vurguları öncelemeden ancak yok saymadan kullanıyor. bence bu iyiye işaret, tabi eğer iyi niyetli olduğundan emin olabilirsek.

    11. bölüm technological values - teknolojik değerler

    yazar, güce, liyakate, başarıya, cesarete, gurura, kendine güvene ve saygıya, hür düşünceye, hür konuşmaya ve hür yargıya, evrime, özgür iradeye, rekabete, hakikate, herkesi zengin, her şeyi ucuz ve bol yapmaya, dışsal motivasyonlara -servet, şöhret, intikam- ve içsel motivasyonlara -dayanışma, yenilik arayışı, kişisel gelişim-, teknolojinin evrensel olduğuna, teknolojinin nihai açık toplum olduğuna inandıklarını söylüyor. metnin en epik kısımlarından birisi burası. aynı zamanda amerika'ya ve müttefiklerine -biz?- inandığını, gücün askeri, kültürel ve finansal şekilde görüldüğünü, bu üçünün de teknolojiye ihtiyaç duyduğunu ve liberal demokrasilerin bu güçlere sahip olması gerektiğine inandığını söylüyor.

    12. bölüm the meaning of life - hayatın anlamı

    yazar "tekno-optimizm maddi bir felsefedir, politik değil." diyerek başlıyor bu bölüme. sağcı ve solcu değiliz ve teknoloji daha çok sağcı ya da solcu olmamız için bize zaman ve mekan hazırlayacaktır şeklinde devam ediyor.

    13. bölüm the enemy - düşman

    yazar düşmanlarımız var diyerek başlıyor ve şöyle devam ediyor: düşmanlarımız kötü insanlar değil sadece kötü fikirler. örneğin" düşmanımız thomas sowell'in kısıtlanmamış vizyonu, alexander kojeve'nin envensel ve homojen devleti , thomas more'un utopyası." burada tüm manifestonun en uzun alıntısı friedrich wilhelm nietzsche'den geliyor ve nietzsche'nin son insanıpasajı doğrudan alıntılanıyor. düşmanın işte bu son insan olduğu açıkça söyleniyor. miskin, ümitsiz, çobansız bir sürünün parçası olma özleminde, tükenmiş, geçmişte yaşayan, her şeyin sonunda olduğunu düşünen.

    bu bölümde optimist nihilizmi artık gözümüze sokuyor yazar ve metne manifesto ruhunu en son cümlelerde veriyor: "herkesi tekno optimizme katılmaya davet ediyoruz. su ılık. teknolojiyi, bolluğu ve yaşamı arayışımızda müttefikimiz olun."

    14. bölüm the future - gelecek

    bu bölümde yazar çocuklarımıza ne bırakacağımızı soruyor: korku, hınç ve suçluluk mu yoksa azim, bolluk ve macera mı? metin iyimserliğin bir görev olduğunu, hem geçmişe hem de geleceğe borçlu olduğumuzu ve tekno optimist olmanın zamanının geldiğini söyleyerek manifestosunu bitiriyor.


    son derece basit bir metin olduğu için eğer birazcık ingilizceniz varsa tamamını okumanızı öneririm ancak ben yine de gpt'ye bir çeviri yaptırdım aşağıya bırakıyorum. sonra tekrar bu konu üzerine derincene konuşuruz.

    ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    chatgpt çevirisi - ikinci kere okumadım bu yüzden dikkatli okuyun. eğer tercümede düzeltilecek fahiş bir hata görürseniz lütfen beni de haberdar edin hızlıca düzelteyim. kişisel olarak uğraşamayacağım zira nietzsche'nin son insanını bir kere daha okumak istiyor canım. öpüyorum.

    ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    yalanlar
    bize yalan söyleniyor.

    bize teknolojinin işlerimizi aldığı, ücretlerimizi düşürdüğü, eşitsizliği artırdığı, sağlığımızı tehdit ettiği, çevreyi mahvettiği, toplumumuzu aşağıladığı, çocuklarımızı bozduğu, insanlığımızı zedelediği, geleceğimizi tehdit ettiği ve her şeyi mahvetme eşiğinde olduğu söyleniyor.

    bize teknoloji hakkında öfkeli, acı dolu ve kinli olmamız gerektiği söyleniyor.

    bize kötümser olmamız söyleniyor.

    prometheus efsanesi - frankenstein, oppenheimer ve terminator gibi çeşitli güncellenmiş biçimlerde - kabuslarımızı takip ediyor.

    doğuştan hakkımızı - zekamızı, doğa üzerindeki kontrolümüzü, daha iyi bir dünya inşa etme yeteneğimizi - reddetmemiz isteniyor.

    gelecek hakkında mutsuz olmamız söyleniyor.

    gerçek
    medeniyetimiz teknoloji üzerine inşa edildi.

    medeniyetimiz teknoloji üzerine inşa edilmiştir.

    teknoloji insanın hırsının ve başarısının şanıdır, ilerlemenin öncüsüdür ve potansiyelimizin gerçekleşmesidir.

    yüzyıllar boyunca bunu doğru bir şekilde yücelttik - ta ki yakın zamana kadar.

    iyi haberleri getirmek için buradayım.

    daha üstün bir yaşam ve varoluş biçimine ilerleyebiliriz.

    araçlarımız, sistemlerimiz, fikirlerimiz var.

    irademiz var.

    teknoloji bayrağını tekrar yükseltme zamanı geldi.

    tekno-optimistler olma zamanı geldi.

    teknoloji
    tekno-optimistler, toplumların, köpekbalıkları gibi, ya büyür ya da ölür inanır.

    büyümenin ilerleme olduğuna inanıyoruz - canlılık, yaşamın genişlemesi, artan bilgi, yüksek refah seviyelerine yol açar.

    paul collier'ın dediği gibi "ekonomik büyüme her şeyin ilacı değil, ancak büyümenin olmaması her şeyin sonu demektir" konusunda onunla aynı fikirdeyiz.

    iyi olan her şeyin büyümenin sonucu olduğuna inanıyoruz.

    büyümemenin duraksama olduğuna inanıyoruz, bu da sıfır toplam düşünceye, iç kavgalara, bozulmaya, çöküşe ve sonunda ölüme yol açar.

    büyümenin sadece üç kaynağı vardır: nüfus artışı, doğal kaynakların kullanımı ve teknoloji.

    gelişmiş toplumlar dünya genelinde kültürler arasında nüfus azalıyor - toplam insan nüfusu zaten azalmış olabilir.

    doğal kaynakların kullanımının keskin sınırları vardır, hem gerçek hem de siyasi olarak.

    ve bu yüzden sürekli büyümenin tek devamlı kaynağı teknolojidir.

    aslında teknoloji - yeni bilgi, yeni araçlar, yunanların techne olarak adlandırdığı şey - her zaman büyümenin ana kaynağı olmuştur ve belki de büyümenin tek nedenidir, çünkü teknoloji hem nüfus artışını hem de doğal kaynakların kullanımını mümkün kılmıştır.

    teknolojiyi dünyada bir kaldıraç olarak görüyoruz - daha azla daha fazla yapmanın yolu.

    ekonomistler teknolojik ilerlemeyi verimlilik büyümesi olarak ölçerler: her yıl daha az girdiyle, daha az hammaddeyle ne kadar daha fazla üretebiliriz. verimlilik büyümesi, teknoloji tarafından desteklenen, ekonomik büyümenin, ücretlerin ve yeni endüstrilerin ve işlerin yaratılmasının ana sürücüsüdür, çünkü insanlar ve sermaye geçmişte yapılacak daha önemli, değerli şeyler yapmak için sürekli olarak serbest bırakılırlar. verimlilik büyümesi fiyatların düşmesine, arzın artmasına ve talebin genişlemesine neden olarak, tüm nüfusun malzeme refahını iyileştirir.

    buna, medeniyetimizin maddi gelişiminin hikayesi budur; bu yüzden hala çamur kulübelerde yaşamıyoruz, kıt kanaat geçinip doğanın bizi öldürmesini beklemiyoruz.

    bu yüzden torunlarımızın yıldızlarda yaşayacağına inanıyoruz.

    doğa veya teknoloji tarafından yaratılan herhangi bir maddi problemi daha fazla teknoloji ile çözebileceğimize inanıyoruz.

    açlığımız bir problem olduğunda, yeşil devrimi icat ettik.

    karanlığımız olduğunda, elektrikli aydınlatmayı icat ettik.

    soğuğumuz olduğunda, iç mekan ısıtmasını icat ettik.

    sıcağımız olduğunda, klimayı icat ettik.

    izolasyonumuz olduğunda, internet'i icat ettik.

    salgınlarımız olduğunda, aşıları icat ettik.

    fakirlik sorunumuz olduğunda, bolluk yaratmak için teknoloji icat ediyoruz.

    gerçek bir dünya problemi verin, onu çözecek teknolojiyi icat edebiliriz.

    pazarlar
    serbest pazarların teknoloji odaklı bir ekonomiyi düzenlemenin en etkili yol olduğuna inanıyoruz. istekli alıcı istekli satıcıyla karşılaşır, bir fiyat belirlenir, her iki taraf da değişimden fayda sağlar veya gerçekleşmez. karlar, talebi karşılayan arz üretmek için teşvik edicidir. fiyatlar, arz ve talep hakkında bilgi kodlar. pazarlar girişimcileri yüksek fiyatları bulmaya teşvik eder, bu da bu fiyatları aşağı çekerek yeni zenginlik yaratma fırsatının bir sinyali olarak işler.

    pazar ekonomisinin keşif makinesi olduğuna, bir tür zeka olduğuna inanıyoruz - keşifsel, evrimsel, uyumlu bir sistem.

    hayek'in bilgi problemi'nin herhangi bir merkezi ekonomik sistem üzerinde baskın geldiğine inanıyoruz. tüm gerçek bilgi kenarlarda, alıcıya en yakın olan insanların ellerinde bulunur. merkez, alıcıdan ve satıcıdan soyutlanmıştır ve hiçbir şey bilmez. merkezi planlama başarısızlığa mahkumdur, üretim ve tüketim sistemi çok karmaşıktır. merkezi olmayanlaşma karmaşıklığı herkesin faydasına kullanır; merkezileşme sizi açlıktan öldürür.

    pazar disiplinine inanıyoruz. pazar doğal olarak disipline eder - alıcı göstermediğinde satıcı öğrenir ve değişir veya piyasadan çıkar. pazar disiplini yoksa, işler ne kadar çılgın olabilir bilinmez. monopol ve kartellerin, pazar disiplinine tabi olmayan her merkezi kurumun sloganı: "umursamıyoruz, çünkü yapmak zorunda değiliz." pazarlar monopolleri ve kartelleri önler.

    pazarların insanları yoksulluktan kurtardığına inanıyoruz - aslında, pazarlar yoksulluktan kurtarmak için şimdiye kadar bulunmuş en etkili yol olmuştur ve her zaman öyle olmuştur. totaliter rejimlerde bile, baskıcı ayakların üzerinden yavaş yavaş kalkması ve insanların üretim yapma ve ticaret yapma yeteneğinin artması, hızla artan gelirler ve yaşam standartlarına yol açar. ayakkabıyı biraz daha kaldır, daha da iyi. ayakkabıyı tamamen çıkarın, herkesin ne kadar zengin olabileceğini kim bilir.

    pazarların üstün kolektif sonuçlar elde etmenin doğal olarak bireyci bir yol olduğuna inanıyoruz.

    pazarların insanların mükemmel olmasını veya hatta iyi niyetli olmasını gerektirmediğine inanıyoruz - ki bu iyi bir şeydir, çünkü insanlarla tanıştınız mı? adam smith: "kasap, bira yapıcısı veya fırıncının iyiliğinden akşam yemeğimizi beklemiyoruz, ama onların kendi çıkarlarına verdikleri önemden bekliyoruz. onların insanlığına değil, kendi sevgilerine hitap ediyoruz ve kendi gereksinimlerimizden değil, onların avantajlarından bahsetmiyoruz."

    david friedman, insanların sadece üç nedenle başkaları için iş yapacaklarını belirtir - aşk, para veya zorlama. aşk ölçeklenmez, bu yüzden ekonomi sadece para veya zorlama üzerine işleyebilir. zorlama deneyi yapıldı ve istenenden az bulundu. para ile devam edelim.

    pazarların en son moral savunusunun, insanların ordular kurup dinler başlatmasına neden olanları barışçıl üretken çabalarla uğraştırması olduğuna inanıyoruz.

    pazarların, nicholas stern'ün ifadesini kullanarak, tanımadığımız insanlara nasıl bakmamız gerektiğini gösterdiğine inanıyoruz.

    pazarların, temel araştırmalar, sosyal refah programları ve ulusal savunma dahil olmak üzere ödemek istediğimiz her şey için toplumsal zenginlik üretmenin yoludur.

    kapitalist karlar ile savunmasızları koruyan bir sosyal refah sistemi arasında çelişki olmadığına inanıyoruz. aslında, bunlar uyumludur - pazarların üretimi, toplum olarak istediğimiz her şeyi ödeyen ekonomik zenginliği yaratır.

    merkezi ekonomik planlama bizi en kötü hale getirir ve herkesi çeker; pazarlar bizi hepsinden en iyisini çıkarmak için kullanır.

    ekonomist william nordhaus, teknolojiyi yaratanların teknoloji tarafından yaratılan ekonomik değerin sadece %2'sini yakalayabildiğini göstermiştir. geri kalan %98, ekonomistlerin sosyal artı olarak adlandırdığı bir formda topluma akar. bir pazar sisteminde teknolojik yenilik, 50:1 oranında kendiliğinden yardımcıdır. yeni bir teknolojiden kim daha fazla değer alır, bunu üreten tek şirket mi yoksa milyonlarca veya milyarlarca insan mı, qed.

    david ricardo'nun karşılaştırmalı üstünlük kavramına inanıyoruz - rekabetçi üstünlükten farklı olarak, karşılaştırmalı üstünlük, her şeyde dünyada en iyi olan birinin bile fırsat maliyeti nedeniyle çoğu şeyi diğer insanlardan alacağını garanti eder. doğru serbest piyasa bağlamında karşılaştırmalı üstünlük, teknolojinin seviyesine bakılmaksızın yüksek istihdamı garanti eder.

    bir pazarın işçinin marjinal verimliliğinin bir fonksiyonu olarak ücretleri belirlediğine inanıyoruz. dolayısıyla, üretkenliği artıran teknoloji - ücretleri yukarı çeker, aşağı değil. bu belki de ekonominin en karşıt fikri, ancak doğrudur ve bunu kanıtlayan 300 yıllık bir tarihimiz var.

    milton friedman'ın gözlemine inanıyoruz ki insan istekleri ve ihtiyaçları sonsuzdur.

    pazarların ayrıca insanların üretken bir şekilde katılabilecekleri işler üreterek toplumsal refahı artırdığına inanıyoruz. evrensel temel gelir, insanları devlet tarafından yetiştirilecek hayvanlara dönüştürür. insan yetiştirilmek için değil, yararlı olmak, üretken olmak, gururlu olmak için var edilmiştir.

    teknolojik değişimin, insan işine duyulan ihtiyacı azaltmak yerine, insanların üretken bir şekilde yapabileceği şeylerin kapsamını genişleterek arttığını düşünüyoruz.

    insan istekleri ve ihtiyaçlarının sonsuz olduğu için, ekonomik talebin de sonsuz olduğuna ve iş büyümesinin sonsuza kadar devam edebileceğine inanıyoruz.

    pazarların yaratıcı olduğuna, sömürücü olmadığına; pozitif toplam, sıfır toplam olmadığına inanıyoruz. pazar katılımcıları birbirlerinin çalışmaları ve çıktıları üzerine inşa eder. james carse, sonlu oyunlar ve sonsuz oyunlar hakkında konuşur - sonlu oyunlar bir kişinin kazandığı ve diğerinin kaybettiği bir sona sahiptir; sonsuz oyunlar, oyuncuların oyundaki mümkün olanları keşfetmek için işbirliği yaparak sona ermez. pazarlar en nihayetinde sonsuz bir oyundur.

    tekno-kapital makine
    teknoloji ve pazarları bir araya getirirseniz, nick land tarafından adlandırılan tekno-kapital makinesini, sürekli materyal yaratımı, büyümeyi ve bolluğu sağlayan motoru elde edersiniz.

    pazarlar ve yeniliğin tekno-kapital makinesine inanıyoruz ki bu hiç bitmez, ancak sürekli olarak yukarı doğru bir spiral oluşturur. karşılaştırmalı üstünlük uzmanlaşmayı ve ticareti artırır. fiyatlar düşer, satın alma gücü serbest kalır, talep oluşturur. düşen fiyatlar mal ve hizmet satın alan herkesin yararına, yani herkesin yararına olur. insan istekleri ve ihtiyaçları sonsuzdur ve girişimciler bu istekleri ve ihtiyaçları karşılamak için sürekli olarak yeni mal ve hizmetler oluşturur, bu süreçte sınırsız sayıda insan ve makineyi harekete geçirir. bu yükselen spiral, sürekli olarak komünistlerden ve ludditlerden sürekli olarak gelen çığlıkla birlikte yüzlerce yıldır işlemektedir. aslında, 2019'da geçici covıd kesintisinden önce sonuç, gezegen tarihindeki en yüksek ücretli işlerin, en yüksek ücretli işlerin ve mal yaşam standartlarının en yüksek seviyelerinin elde edilmesiydi.

    tekno-kapital makinesi doğal seçilimi fikirler alanında bizim için çalıştırır. en iyi ve en üretken fikirler kazanır ve birleştirilir ve daha iyi fikirler bile oluşturur. bu fikirler, de novo olarak ortaya çıkmamış teknoloji destekli mal ve hizmetler olarak gerçek dünyada somutlaşır.

    ray kurzweil, hızlanan dönüşler yasasını tanımlar: teknolojik ilerlemeler kendilerini besler, daha fazla ilerlemenin hızını artırır.

    hızlanmanizmi - teknolojik gelişimin bilinçli ve kasti olarak itilmesini - hızlanan dönüşler yasasının yerine getirilmesini sağlamak için, tekno-kapital yukarı doğru spiralinin sonsuza kadar devam etmesini sağlamak için destekleriz.

    tekno-kapital makinesinin anti-insan olmadığına inanıyoruz - aslında, belki de en insancıl şeydir. bize hizmet ediyor. tekno-kapital makinesi bizim için çalışır. bütün makineler bize hizmet eder.

    tekno-kapital yukarı doğru spiralin köşetaşlarının zeka ve enerji olduğuna inanıyoruz - fikirler ve onları gerçekleştirme gücü.

    zeka
    ilerlemenin nihai motorunun zeka olduğuna inanıyoruz. zeka her şeyi daha iyi yapar. akıllı insanlar ve akıllı toplumlar, neredeyse her ölçümde daha az akıllı olanlardan daha başarılı olur. zeka insanlığın doğal hakkıdır; mümkün olduğunca tam ve genişletilmiş olarak genişletmeliyiz.

    zekanın bir yukarı doğru spiralde olduğuna inanıyoruz - ilk olarak, dünya çapında daha fazla akıllı insanın tekno-kapital makinesine kazandırılması; ikincisi, insanların makinelerle simbiyotik ilişkiler kurması ve şirketler ve ağlar gibi yeni sibernetik sistemlere dönüşmesi; üçüncüsü, yapay zeka kendimizin ve makinelerimizin yeteneklerini arttırdıkça.

    kapalı zeka çözümlememizin, felsefe taşı'mız olduğuna inanıyoruz - kumun düşünmesini gerçekten sağlıyoruz.

    yapay zekayı evrensel bir problem çözücü olarak düşündüğümüze inanıyoruz. ve çözmemiz gereken bir sürü problemimiz var.

    yapay zekanın yaşamları kurtarabileceğine inanıyoruz - izin verirsek. tıp, yeni tedaviler üzerinde çalışan birleşik insan ve makine zekası ile birlikte çok sayıda ölümcül nedeni düzeltebilir. araç kazalarından pandemilere ve savaş sırasında dost ateşine kadar birçok yaygın ölüm nedeni, yapay zeka ile önlenebilir.

    yapay zeka'nın yavaşlaması herhangi bir can kaybına mal olur. var olmaması gereken yapay zekadan engellenen can kayıpları bir cinayet türüdür.

    yapay zeka kadar artırılmış zekaya da inanıyoruz. akıllı makineler, akıllı insanları artırarak, insanların yapabileceği şeylerin geometrik olarak genişlemesini sağlar.

    artırılmış zeka'nın marjinal üretkenliği artırdığına, bunun da ücret artışını, talebi, yeni arzın yaratılmasını, üst sınırı olmadan sürdürdüğüne inanıyoruz.

    enerji
    enerji yaşamdır. onu herkes için doğal olarak kabul ediyoruz, ama olmadan, karanlık, açlık ve acı çekeriz. onunla birlikte, ışık, güvenlik ve sıcaklık elde ederiz.

    enerjinin yukarı doğru bir spiralde olması gerektiğine inanıyoruz. enerji, medeniyetimizin temel motorudur. sahip olduğumuz enerji ne kadar fazlaysa, sahip olabileceğimiz insan sayısı ve herkesin yaşamı o kadar iyi olur. herkesin enerji tüketim seviyesini bizimkine çıkarmalıyız, sonra enerjimizi 1.000 kat artırmalıyız, sonra herkesin enerjisini 1.000 kat artırmalıyız.

    küçük gelişmiş dünya ile büyük gelişmekte olan dünya arasındaki kişi başına enerji tüketimi farkı şu anda muazzam. bu fark kapanacak - ya enerji üretimini büyük ölçüde genişleterek, herkesi daha iyi duruma getirerek ya da enerji üretimini büyük ölçüde azaltarak, herkesi daha kötü duruma getirerek.

    enerji tüketiminin doğal çevreye zarar vermesi gerekmediğine inanıyoruz. neredeyse sınırsız sıfır emisyonlu enerji için gümüş bir kurşunumuz var - nükleer fisyon. 1973'te başkan richard nixon, tamamen abd enerji bağımsızlığını elde etmek için yıl 2000'e kadar 1.000 nükleer enerji santrali inşa etmeyi önerdiğinde. nixon haklıydı; o zaman santralleri inşa etmedik, ama şimdi istediğimiz zaman inşa edebiliriz.

    atom enerjisi komisyonu başkanı thomas murray, 1953'te şöyle dedi: "yıllarca silahlarla paketlenmiş atomu, barbarlara karşı ana kalkanımız olarak kullanıyoruz. şimdi, ayrıca, bu, insanlığın yapıcı işini yapmak için tanrı tarafından verilmiş bir alettir." murray de haklıydı.

    ikinci bir enerji gümüş kurşununun geldiğine inanıyoruz - nükleer füzyon. onu da yapmalıyız. füzyonu yasaklamak için etkili olan aynı kötü fikirler, fisyonu etkili bir şekilde yasaklamaya çalışacaklar. bırakmamalıyız.

    tekno-kapital makinesi ile doğal çevre arasında temel bir çelişki olmadığına inanıyoruz. kişi başına abd karbon emisyonları şu anda 100 yıl öncesinden daha düşüktür, hatta nükleer güç olmadan bile.

    teknolojinin çevresel bozulma ve krizlere çözüm olduğuna inanıyoruz. teknolojik olarak ileri bir toplum doğal çevreyi iyileştirir, teknolojik olarak durgun bir toplum ise onu mahveder. çevresel yıkımı görmek istiyorsanız, eski bir komünist ülkeyi ziyaret edin. sosyalist sscb, kapitalist abd'den doğal çevre için çok daha kötüydü. aral gölü'nü araştırın.

    teknolojik olarak durgun bir toplumun sınırlı enerjisi, çevresel yıkımın maliyetiyle birlikte; teknolojik olarak gelişmiş bir toplum, herkes için sınırsız temiz enerjiye sahiptir.

    bolluk

    zeka ve enerjiyi olumlu bir geri besleme döngüsüne yerleştirmemiz gerektiğine ve her ikisini de sonsuzluğa kadar sürüklememiz gerektiğine inanıyoruz.

    zeka ve enerjinin geri besleme döngüsünü kullanarak istediğimiz ve ihtiyaç duyduğumuz her şeyi bol hale getirmemiz gerektiğine inanıyoruz.

    bolluğun ölçüsünün düşen fiyatlar olduğuna inanıyoruz. bir fiyat her düştüğünde, onu satın alan insanların evreni satın alma gücünde bir artış elde eder, bu da gelirde bir artışa eşdeğerdir. eğer birçok mal ve hizmetin fiyatı düşerse, sonuç, satın alma gücünde, gerçek gelirde ve yaşam kalitesinde yukarı doğru bir patlama olur.

    eğer zeka ve enerjiyi "ölçercesine ucuz" hale getirirsek, sonuç olarak tüm fiziksel malların kalemler kadar ucuz olacağına inanıyoruz. kalemler aslında oldukça teknolojik olarak karmaşık ve imal edilmesi zor olmasına rağmen, kimse bir kalemi ödünç alırken geri vermezse sinirlenmez. tüm fiziksel mallar için aynısını yapmalıyız.

    teknoloji uygulamasıyla ekonomideki fiyatları düşürmek için itiş yapmalı ve mümkün olduğunca birçok fiyatın etkili olarak sıfır olmasını sağlamalıyız, gelir seviyelerini ve yaşam kalitesini stratosfere çıkarmalıyız.

    andy warhol'un "bu ülkede harika olan şey, en zengin tüketicilerin temelde en fakirlerle aynı şeyleri satın alması geleneğini başlatmasıdır. tv izlerken coca-cola'yı görebilir ve başkanın coca-cola içtiğini, liz taylor'un coca-cola içtiğini biliyorsunuzdur ve düşünün, siz de coca-cola içebilirsiniz. bir coca-cola bir coca-cola'dır ve bir sokak köpeği köşedeki kişinin içtiği coca-cola'dan daha iyi bir coca-cola alamaz. tüm coca-cola'lar aynı ve tüm coca-cola'lar iyidir." dediği konusunda haklı olduğuna inanıyoruz. aynısı tarayıcı, akıllı telefon, sohbet botu için de geçerlidir.

    teknolojinin nihai olarak dünyayı buckminster fuller'ın "efemeralizasyon" dediği şeye - ekonomistlerin "dematerializasyon" dediği şeye - doğru sürüklediğine inanıyoruz. fuller: "teknoloji, her şeyi daha az ve daha az ile yapmanızı sağlar ve sonunda hiçbir şey yapmadan her şeyi yapabilirsiniz."

    dolayısıyla, teknolojik ilerleme, herkes için malzeme bolluğuna yol açar.

    teknolojik bolluktan nihai ödemenin julian simon'un "en büyük kaynak" dediği şeyde büyük bir genişleme olabileceğine inanıyoruz - insanlar.

    simon'un yaptığı gibi, insanların en büyük kaynak olduğuna inanıyoruz - daha fazla insan, daha fazla yaratıcılık, daha fazla yeni fikir ve daha fazla teknolojik ilerleme getirir.

    dolayısıyla malzeme bolluğunun nihai olarak daha fazla insan - çok daha fazla insan - anlamına geldiğine inanıyoruz ve bu da daha fazla bolluğa yol açar.

    gezegenimizin, bolluk dolu zeka, enerji ve malzeme malları ile sahip olabileceğimiz nüfusa kıyasla dramatik olarak yetersiz olduğuna inanıyoruz.

    küresel nüfusun 50 milyar veya daha fazlasına rahatlıkla genişleyebileceğine ve sonra da sonunda diğer gezegenlere yerleşeceğimize inanıyoruz.

    bu insanlar arasından, hayal bile edemeyeceğimiz bilim adamları, teknologlar, sanatçılar ve vizyonerler çıkacağına inanıyoruz.

    teknolojinin nihai görevinin, dünyada ve yıldızlarda yaşamı ilerletmek olduğuna inanıyoruz.

    ütopya değil, ama yeterince yakın

    ancak, biz ütopyacılar değiliz.

    thomas sowell'ın kısıtlı görüş adını verdiği şeye bağlıyız.

    ütopya, komünizm ve uzmanlık ile karşılaştırıldığında kısıtlı görüşü - insanları oldukları gibi almayı, fikirleri deneysel olarak test etmeyi ve insanları kendi seçimlerini yapmaya özgür bırakmayı anlamına geldiğine inanıyoruz.

    ütopya değil, ama aynı zamanda kıyamete de inanmıyoruz.

    değişimin sadece marjda olduğuna inanıyoruz - ancak çok büyük bir marjda çok değişim, büyük sonuçlara yol açabilir.

    ütopyacı olmamakla birlikte, brad delong'un "ütopyaya doğru yavaşça eğilme" olarak adlandırdığı şeye inanıyoruz - düşen insanlık ne yaparsa yapsın, giderken işleri daha iyi hale getirme.

    teknolojik süper insanlar olma

    ilerleyen teknolojinin yapabileceğimiz en erdemli şeylerden biri olduğuna inanıyoruz.

    kendimizi bilinçli ve sistemli bir şekilde teknolojiyi ilerletebilecek insanlar haline dönüştürmeye inanıyoruz.

    bunu kesinlikle teknik eğitim anlamına gelir, ancak aynı zamanda pratiğe dökülme, pratik beceriler kazanma, ekipler içinde çalışma ve liderlik yapma anlamına da gelir - kendimizden daha büyük bir şey inşa etmeyi hedeflemek, başkalarıyla bir araya gelerek bir grup olarak daha büyük bir şey inşa etmeyi hedeflemek.

    insanların şeyler yapma, toprak kazanma, bilinmeyeni keşfetme doğal sürücüsünün üretken bir şekilde teknoloji inşa etmeye yönlendirilebileceğine inanıyoruz.

    fiziksel sınırın, en azından burada, dünya'da, kapandığına inanıyoruz, teknolojik sınırın ise açık olduğuna inanıyoruz.

    teknolojik sınırı keşfetmeye ve talep etmeye inanıyoruz.

    teknolojinin, endüstrinin romantizmi olanı inanıyoruz. trenin, arabayı, elektrik ışığını, gökdeleni erozu. ve mikroçip, sinir ağı, roket, bölünmüş atom.

    macera inanıyoruz. kahramanın yolculuğu'na girişme, mevcut duruma karşı isyan, haritası çıkarılmamış toprakları keşfetme, ejderhaları yenme ve toplumumuza ganimet getirme.

    farklı bir zamanın ve yerin manifestosunu alıntılamak için: "güzellik sadece mücadelede var. agresif bir karakteri olmayan bir başyapıt yoktur. teknoloji, bilinmeyen güçlere şiddetli bir saldırı olmalıdır, onları insanın önüne eğmek için."

    teknolojinin efendileri, teknolojinin mağduru olmayıp, teknolojinin efendisi olduğumuzu, olduğumuzu ve her zaman olacağımızı inanıyoruz. kurban zihniyeti, yaşamın her alanında bir lanet, teknoloji ile ilişkimizde de gereksiz ve kendini yenilgiye uğratıcıdır. biz kurbanlar değiliz, biz fethediciyiz.

    doğaya inanıyoruz, ancak doğayı aşmayı da inanıyoruz. biz ilkel değiliz, yıldırım çakmasından korkarak titreyenler değiliz. biz zirve avcısıyız; yıldırım bizim için çalışır.

    büyüklüğe inanıyoruz. bizden önce gelen büyük teknologları ve sanayicileri takdir ediyoruz ve bugün bizi gururlandırmak için onlara ulaşmayı hedefliyoruz.

    ve insanlığa, bireysel olarak ve toplu olarak inanıyoruz.

    teknolojik değerler

    hırs, saldırganlık, süreklilik, amansızlık - güçte inanıyoruz.

    başarıya ve başarıya inanıyoruz.

    cesarette, cesarette inanıyoruz.

    gururda, özgüven, ve saygınlık - hak edildiğinde.

    serbest düşünceye, özgür konuşmaya ve özgür araştırmaya inanıyoruz.

    gerçek bilimsel yöntem ve uzmanların otoritesini sorgulamanın aydınlanma değerlerine inanıyoruz.

    richard feynman'ın söylediği gibi, "bilim, uzmanların cehaletine inançtır."

    ve, "cevaplanamayan soruları tercih ederim, cevaplanamayan cevapları tercih ederim."

    yerel bilgiye, gerçek bilgiye sahip olan insanların kararlar almasına, tanrı rolünde oynamamaya inanıyoruz.

    değişiklikleri kucaklamada, ilginçlikleri arttırmada inanıyoruz.

    riskte, bilinmeyene atlamada inanıyoruz.

    ajansta, bireysellikte inanıyoruz.

    radikal yeterlilikte inanıyoruz.

    öfkenin mutlak reddine inanıyoruz. carrie fisher'ın dediği gibi, "öfke zehir içmek gibidir ve diğer kişinin ölmesini beklersiniz." sorumluluk alırız ve üstesinden geliriz.

    rekabetin, evrimde olduğu gibi inanıyoruz.

    evrimde inanıyoruz, çünkü hayatta inanıyoruz.

    doğruda inanıyoruz.

    zengin olmanın fakirden daha iyi olduğuna, ucuzun pahalıdan daha iyi olduğuna ve bolun kıtın aksine daha iyi olduğuna inanıyoruz.

    herkesi zengin, her şeyi ucuz ve her şeyi bol yapmanın inanıyoruz.

    dışsal motivasyonlara - zenginlik, şöhret, intikam - giderken iyidir. ancak, içsel motivasyonlara - yeni bir şeyler inşa etmenin tatmini, bir takımda olmanın arkadaşlığı, kendinin daha iyi bir versiyonu haline gelmenin başarısı - daha tatmin edici ve daha kalıcı olduğuna inanıyoruz.

    yunanların eudaimonia through arete dediği şeyde inanıyoruz - mükemmellikle gelişme yoluyla refah.


    hayatın anlamı
    tekno-optimizm bir mal felsefesi, bir siyasi felsefe değil.

    biz mutlaka sol kanattan değiliz, ancak bazılarımız öyle.

    biz mutlaka sağ kanattan da değiliz, ancak bazılarımız öyle.

    biz maddenin odaklanmasını istiyoruz - seçeneklerimizi maddenin bolluğu içinde nasıl yaşayabileceğimize dair vizyonumuzu genişletmek için.

    teknolojinin bir eleştirisi, makinelerin bizim yerimize kararlar almasıyla seçenekleri elimizden almasıdır. bu şüphesiz doğrudur, ancak makinelerin kullanımıyla yaratılan malzeme bolluğundan kaynaklanan yaşamımızı oluşturma özgürlüğü tarafından dengelenmektedir.

    piyasalar ve teknolojiden gelen malzeme bolluğu, din için, politika için ve sosyal ve bireysel olarak nasıl yaşayacağımıza dair seçenekler için alan açar.

    teknolojinin özgürleştirici olduğuna inanıyoruz. insan potansiyelinin özgürleştirici. özgür olmanın, tatmin olmanın, yaşamanın ne anlama gelebileceğini genişletir.

    teknolojinin insan olmanın ne anlama gelebileceği alanını açtığına inanıyoruz.

    düşman
    düşmanlarımız var.

    düşmanlarımız kötü insanlar değil - kötü fikirler.

    günümüz toplumu, altmış yıldır bir kitle moral bozulma kampanyasına maruz kaldı - teknolojiye ve yaşama karşı - "varoluşsal risk", "sürdürülebilirlik", "esg", "sürdürülebilir kalkınma hedefleri", "sosyal sorumluluk", "paydaş kapitalizmi", "önlem ilkesi", "güven ve güvenlik", "teknoloji etiği", "risk yönetimi", "küçülme", "büyümenin sınırları" gibi değişen isimler altında.

    bu moral bozulma kampanyası, geçmişten gelen kötü fikirlerden türetilen birçok zombi fikre dayanıyor - komünizmden türemiş olan, o zamanlar felaketli olan ve şimdi de felaketli olan.

    düşmanımız durgunluk.

    düşmanımız, anti-merit, anti-hırs, anti-çaba, anti-başarı, anti-büyüklük.

    düşmanımız, devletçilik, otoriterlik, kolektivizm, merkezi planlama, sosyalizm.

    düşmanımız, bürokrasi, veto, yaşlıların egemenliği, geleneklere kör bir biçimde bağlılık.

    düşmanımız, yolsuzluk, düzenlemelerin ele geçirilmesi, tekel, karteller.

    düşmanımız, gençliğinde hayati ve enerjik olan ve şimdi kompromize edilmiş, aşındırılmış ve çökmüş olan kurumlardır - sürekli olarak ilerlemeyi engelliyorlar, artan işlev bozukluğu ve artan beceriksizlik nedeniyle sürekli fonlanma için umutsuzca bireylerin hayatını oynayarak, devam eden fonları haklı çıkarmaya çalışıyorlar.

    düşmanımız, kulemi, her şeyi bilen nitelikli uzman dünya görüşü, soyut teorilere, lüks inançlara, sosyal mühendisliğe, gerçek dünyadan kopmuş, hayali, seçilmemiş ve hesap verilemez bir şekilde - herkesin hayatı üzerinde tanrı oynuyor, sonuçlardan tamamen yalıtılmış.

    düşmanımız, konuşma kontrolü ve düşünce kontrolü - açıkça george orwell'in "1984" ün bir talimat kılavuzu olarak kullanımı giderek artıyor.

    düşmanımız, thomas sowell'un kısıtlı vizyonu, alexander kojeve'nin evrensel ve homojen devleti, thomas more'un ütopyası.

    düşmanımız, nihai insan'ın friedrich nietzsche'nin sonu:

    sana söylüyorum: içinde hâlâ kaos olmalı, bir dans yıldızı doğurmak için. sana söylüyorum: içinizde hâlâ kaos var.

    vah! artık insan hiçbir yıldız doğurmaz olacak. vah! en iğrenç insanın zamanı gelecek, kendisinden nefret edemez hale gelecek...

    "aşk nedir? yaratılış nedir? arzu nedir? yıldız nedir?" — son insan sorar ve göz kırpar.

    yeryüzü küçüldü ve onun üzerinde son insan zıplar, her şeyi küçültür. türü, pire gibi yok edilemez; son insan en uzun süre yaşar...

    hala çalışıyorlar, çünkü çalışma bir hobi. ancak bir dikkatli olur, çünkü hobi zarar verebilir.

    artık fakir veya zengin olmazsınız; ikisi de çok ağır...

    hiçbir çoban yok, ve bir sürü! herkes aynı şeyi ister; herkes aynıdır: farklı hissedenler delice akıl hastanesine gider.

    "eskiden dünya tamamen deliydi," — en ince olanları söyler ve göz kırparlar.

    akıllıdırlar ve olup bitenleri bilirler: bu yüzden alaylarının sonu yoktur...

    "mutluluğu keşfettik," — der son insanlar, ve göz kırparlarlar.

    düşmanımız... budur.

    biz... bunun olmayanını arzuluyoruz.

    bu zombi fikirlerin esiri olan insanlara korkularının gereksiz olduğunu ve geleceğin parlak olduğunu açıklamalıyız.

    bu esir alınmış insanların ressentiment (öfke, acı ve öfke karışımı) denilen bir belanın altında olduğuna inanıyoruz ve yanlış değerlere sahip olduklarını, hem kendilerine hem de önemsedikleri insanlara zarar veren değerlere sahip olduklarını düşünüyoruz.

    onları kendi kendilerine yarattıkları acı labirentinden çıkarmalarına yardımcı olmamız gerektiğine inanıyoruz.

    tekno-optimizmde bize katılmaya davet ediyoruz.

    su sıcak.

    teknoloji, bolluk ve yaşamı amaçlayan mücadelemizde müttefiklerimiz olun.

    gelecek
    nereden geldik?

    uygarlığımızın temeli keşfetme, keşif, sanayileşme ruhuna dayanıyordu.

    nereye gidiyoruz?

    çocuklarımız ve torunlarımız, ve onların çocukları için ne tür bir dünya inşa ediyoruz?

    korku, suçluluk ve öfkenin dünyası mı?

    ya da hırs, bolluk ve maceranın dünyası mı?

    david deutsch'un sözlerine inanıyoruz: "optimist olma görevimiz var. çünkü gelecek açık, önceden belirlenmemiş ve bu nedenle sadece kabul edilemez: hepimiz tuttuğunu tutarız. bu nedenle daha iyi bir dünya için savaşmak görevimizdir."

    geçmişe ve geleceğe borçluyuz.

    tekno-optimist olma zamanı.

    inşa etme zamanı.

  • !beğenilen sözler

    "science is the belief in the ignorance of experts."

    richard feynman

  • fütürist manifesto

    tam metnine buradan ulaşılabilir. 1909 yılında italyan şair filippo tommaso marinetti tarafından kaleme alınmıştır.

  • !beğenilen sözler

  • quod erat demonstrandum

    latince "gösterildiğini gibi, gösterilmesi gereken buydu, esas gösterilmesi gerekendi" gibi bir. anlama gelir ya da "which was to be demonstrated". bir şeyi kanıtladıktan sonra - ya da kanıtladığınızı düşündükten sonra- q.e.d. şeklinde metine eklenir.


    evvela grekler kullanmıştır. "hoper edei deixai; oe(üçüncü harf olarak delta)" şeklinde. onun da anlamı "the very thing it was required to have shown" olarak açıklanıyor wikipedia'da. bundan sonra kullanmaya çalışacağım bunu, bence metne tatlı bir jest olarak ekleniyor.

  • doğayı yönetme hakkı

  • tucker carlson vladimir putin röportajı

    üzerine söylenecek çok şey olsa dahi benim anladığım tek bir şey var: putin batının adil bir şekilde iş birliği yapmadığını iddia ediyor. buna inanmış durumda. bu cümle yanlış anlaşılmasın, buna inanmış olması bunun yanlış olduğunu iddia etmiyor sadece batının adil bir şeklde iş birliği yapmadığı bilgisini doğru sayılabilecek şekilde gerekçelendirmiş demeye çalışıyorum.

    mesela; putin nato'ya girmeyi gerçekten de teklif etti. rusya iran'a karşı kurulduğu iddia edilen füze savunma sistemine gerçekten de katılmak istedi. kafkasya'da abd gerçekten de vahhabi grupları silahlandırdı. gerçekten de putin proxyleri dahi olsa ukrayna'nın doğusunda rus sivillere karşı ukrayna tarafından aşırı bir güç kullanıldı. gerçekten de ruslar istanbul'da ukraynalılar ile uzun görüşmeler yürüttüler ve anlaşmak üzereydiler. gerçekten de nato'nun doğuya doğru genişlemesi rusya'ya verilen tüm sözlere rağmen defalarca gerçekleşti.

    putin doğal olarak bunları sıralıyor ve sonunda bize başka çare bırakmadınız diyor. ahlaki olarak üstün bir pozisyonda olduğunu, iş birliği için hazır olan -iyi niyetli- tarafın kendileri olduğunu ve "zaten" meselenin rus tarihi içinden okunması gerektiğini iddia ediyor. tabi bunların arkasında dünyanın son derece hızlı bir şekilde değişiyor olduğu kabulü de kendisi tarafından vurgulanıyor. çin ile ilgili cümlelerinde bunu rahatlıkla görebilirsiniz.

    buradan devam etmeden önce putin'in rus tarihi hakkındaki görüşlerinin kofluğunu vurgulamak isterim. aynı tarih anlatısını bizim devletlülerde de görebilirsiniz. ancak bu anlatı gerçeklerden çok gerçek olması arzulanan bir takım mitlerden ibaret. bu sebeple çok da ciddiye almaya gerek yok. pek çok yerde de söylendiği üzere eğer putin'in ukrayna üzerindeki hakları anlatısı tarafından meşrulaştırılabilirse türkiye'nin de kırım'daki hakları meşrulaştırılabilir -ki kendisi asla böyle bir şeyi kabul etmeyecektir. öte yandan anlatısının merkezinde yer alan devlet konsepti bugün devamlılığını iddia ettiği devlet konseptiyle uzaktan yakından alakası olmayan bir sistemdir. geçmişi bugünden bakarak okumak ve onda ilgili ulusa özgü bir üstünlük ve devamlılık bulmak son derece kolay olsa da kesinlikle rasyonel bir dünyada önerilecek şey değildir.

    devam edersek, putin batının iş birliğine girmediğini ve ne yaptılarsa bundan dolayı yaptıklarını söylüyor. batının hatalar içinde olduğunu tekrar tekrar açıklıyor ancak maalesef bizim hamasi devlet aklı iddiaları gibi kendi beceriksizliğini taallüllerle örtmeye çalışmaktan başka bir şey yapmıyor aslında.

    hemen açıklayayım:

    1- her şeyden önce putin'in de son derece farkında olduğu üzere slav ülkeleri batı avrupa ülkeleri gibi -ki biz de bu gruba katıldık sayılır- demografik bir kriz yaşıyor. bu demografik kriz bu savaşla birlikte sadece daha da derinleşiyor. son iki yılda üç yüz bin slav erkeği öldü. eğer ukraynalılar ruslarla aynı insanlarsa bu zaten demografik sorunlar yaşayan bir ırk için korkunç bir şey demektir. yani kendi eylemiyle kendi milleti için son derece büyük bir sorunu sadece derinleştirmiş oldu.

    2- savaşla birlikte iskandinavya natoya katıldı, avrupa silahlanmaya başladı ve batı bloğu hiç olmadığı kadar bir araya geldi. yakın zamanda nato tarihinin en büyük ortak tatbikatı yapılacak. buradan. nato'nun genişlemesi elbette rusya aleyhinedir ve elbette rusya'nın bunu protesto etme hakkı vardır ancak şu anki durumda eğer ukrayna ile bir şekilde anlaşma sağlanırsa bile ukrayna bir bütün olarak nato'ya girecek ve abd'nin ıslak hayalleri gerçek olmuş olacak. yani, rusya artık sadece ukrayna savaşından sonra sınır komşusu olacağı nato'ya karşı değil aynı zamanda 550 milyonluk ve silahlanmış bir avrupa'ya karşı da tetikte olmak zorunda.

    3- putin eğer ukrayna diye ayrı bir milletin olmadığını bu milletin zaman içinde yoktan yaratıldığı konusunda samimiyse öncelikle tüm milletlerin bu şekilde yaratıldığını birinin kendisine söylemesi lazım. daha da kötüsü eğer bir ukrayna milleti yoktuysa bile artık savaş alanında dünyanın en büyük ikinci ordusuna karşı yıllarca savaşmış bir millet olarak kesinlikle varlar. yani, kendi argümanı doğru değildi ve eylemiyle kendi argümanının doğru olma ihtimalini de yok etti.

    4- putin batı bloğunun samimi olmadığını ve gerçekten rusya ile iş birliği yapmak istemediğini söylüyor. bu konuda tamamen haklı olmakla birlikte acaba kendisi bu konuda tamamen masum mudur? abd seçimlerinde rusya'nın gerçekten hiç dahli yok mudur? transdinyester'teki askeri varlığı, suriye'deki politikaları vs. gerçekten tamamen ahlaki bir uluslararası ilişkiler örneği midir? eğer kendi sınırındaki ülkeler nato'ya katılmak istiyorsa bunda kendisinin hiçbir suçu yok mudur? örneğin türkiye'nin nato'ya girişi de en temelde stalin -rusya- korkusundan değil midir? polonya'nın ikinci dünya savaşındaki politikalarını eleştirirken rus-fin ilişkilerinden de bahsetmesi gerekmez miydi? yani, devletler arası ilişkilerde tarafların samimi olmayışı elbette istenen değildir ancak bir gerçekliktir. bu duruma karşı tavır konulacaksa bu da anlaşılabilir ancak bu denli geç ve yanlış bir şekilde devreye girmek hatayı sadece derinleştirmek demektir.

    5- putin kendini bir vatansever olarak görüyor ve rus ruhundan bahsediyor. ancak aynı zamanda bu rus ruhunu bastırmakta hiçbir beis görmediği gibi bu ruha mensup yüz binlerce iyi eğitimli rus'un da ülkeyi terketmesini sağlıyor. bahsettiği rus ruhu kendi yozlaşmış sisteminin bir parçası olacak kadar onurunu kaybetmiş cahil bir rus ruhuna dönüşsün mü istiyor? çünkü gidişat tamamen buna doğru. kendi insanının şu an bir şekilde bir arada tutabiliyor ancak kendisinden sonra başka birilerinin de aynı insanları aynı yöntemlerle tamamen kendisinin istediği yere doğru götürebileceğinden korkmuyor mu? yani, putin savaşla birlikte ülkesinin en aydın kesimini kaybediyor ve rusya'nın bugünkü güç gösterisi için gelecekteki gerçek gücünden çalıyor.

    netice itibarıyla putin haklı gerekçeleri olsa dahi varmaya çalıştığı amaçlar açısından tümüyle çuvallamış görünüyor. üstelik "kiev'den iyi niyet göstergesi olarak çekildik!" nevinden yalanları kesinlikle yüzü kızarmadan söylüyor. röportaj, rusya ile ilgili meseleleri konuşmak için güzel bir bağlam sağlamış olması olsa da günün sonunda bu akıl yürütmeyle kendisi için de cefakar rus halkı için de daha kötü şeyler kapıda gibi görünüyor.

  • yaşam ansiklopedisi

    yaşam hakkında merak ettiğiniz her şey için buradan erişebileceğiniz bilimsel bir kaynak.

  • emre şan

    halihazırda 29 mayıs üniversitesi'nde felsefe profesörü olan, denizlili, 10 temmuz 82 doğumlu, yükseğini galatasaray doktorasını sorbonne'da yapmış, full cv'sine buradan ulaşabileceğiniz türk filozof.

  • dayanışma

    emre şan'ın tanımıyla " toplumun kendi kendisinin zeminini kurmasına yönelik bir müşterekleştirme etkinliğidir."

    cogito, sayı 102, sf.8

  • kapitalosen

    ekolojik yok oluşun modern kapitalizm hareketine bağlı olduğunu düşünenlerin antroposen yerine önerdiği kavram.

  • occidentalocen

    ekolojinin insan eliyle yok edilmesi anlamına gelen antroposen kavramı yerine önerilen ve bu yok edişten batıyı sorumlu tutmak gerektiğini vurgulayan kavram.

    (bkz: kapitalosen)

    şan, emre ,antroposen ve bilişsel kapitalizm ilişkisi üzerine bir soruşturma", sabah ülkesi, 77/2023

  • sümük-ü şerif

    cübbeli ahmet hoca'nın aktardığına göre islam peygamberinin burnundan çıkardığı sümüklere verilen ad. sahabe işbu sümükleri hemen şifa olsun diye elbiselerine sürerlermiş.

    inanmayanlar için

  • nietzsche'nin son insanı

    mark fisher'in yorumunu paylaşmak istiyorum: "nietzsche'nin en ileri görüşlü sayfalarından bazıları, onun "aşırı tarihe boğulmuş çağı" betimlediği yerlerdir. "bu, kendi içinde tehlikeli bir ironik ruh hali çağına götürür" diye yazdı zamansız düşünceler'de, "ve akabinde daha da tehlikeli bir sinizm çağına", hem de "kozmopolit parmakla gösterme"nin, her şeyden kopuk bir izleyiciliğin, katılım ve karışmanın yerini aldığı bir çağdır bu. nietzsche'nin son adam'ının durumu buydu işte; her şeyi gören fakat tastamam bu (öz) farkındalığın aşırılığıyla yıkılmakta olan dermansız adam."

    mark fisher, kapitalist gerçekçilik: başka alternatif yok mu?, çev:gül çağalı güven, habitus yayınları, 2010, istanbul. sf,13.

« / 114 »