entry'ler (1705)

başlık listesine taşı
  • jazz, sinema ve fotoğrafçılık

    pierre bourdieu'ya göre üst sınıftan gelmeyenlerin kendilerini üst sınıfta göstermek için en çok ilgilendikleri üç sanat dalıdır.

    emrah safa gürkan şöyle yazıyor:"gerçekten bu kültürel sermaye ile doğup büyüyenlerde görülmeyecek bir tedirginlik içerisinde orta sınıf mensuplarının belirli sanat formlarına yöneldiklerini görüyoruz. bourdieu'ye göre bunlar jazz, sinema ve fotoğrafçılık. şimdi kendi kendinize sorun: çevrenizdeki beyaz yakalıların ne kadarı bourdieu'nün en üst kata koyduğu heykel, klasik müzik ve resimle ilgileniyor; ne kadarı bu üç sanatla?"

    ezbere yaşayanlar, sf.81

  • ante litteram

    emrah safa gürkan'ın tanımıyla: daha tanımı bile yapılmamış, terimi bile icat edilmemişken. solcuların şeyh bedrettin'i komünist olarak tanımlamaları ya da bazı islamcıların muhammed mustafa'yı feminist olarak tanımlamaları örnek gösterilebilir.

  • !beğenilen sözler

    dai diamanti non nasce niente,
    dal letame nascono i fiori.

    chatgpt çevirisi
    elmaslardan hiçbir şey doğmaz,
    gübreye çiçekler doğar.

    google translate çevirisi
    elmaslardan hiçbir şey gelmez,
    çiçekler gübreden büyür.

    fabrizio de amire, via del campo ( 1967)

  • felsefe

    kendisine yönelik ilginin bir tercih olarak değil bir zorunluluk olarak ortaya çıktığı faaliyet. herhangi bir insan topluluğunda ortaya çıkması kaçınılmaz olan soruların kestirme ve müphem yollardan yanıtlanmasına karşı duyulan şüphe felsefeyi yaratır. o, karakterindeki oyunbaz çocuğu adına yetişkinlik, olgunluk denilen boğucu, standartlaştırıcı ön kabullerden korumayı başarmış olanların varlıkla sadece kendi dolayımıyla ilişkiye girmeye çalışmasının neticesidir. bu sebepten türer birinci ilke: kendini bil!

    felsefe kendini bil ile başlar ve biter zira kendini bilmek her şeyi bilmek-anlamak imkansızlığından başka bir şey değildir. bu imkansızlığı kuşatmayı ancak bir çocuk düşünebilir; yolda olmaya, kavram yaratmaya, zorunluluğu kavramaya, en uç soruları yanıtlamaya, toplumun içinde nefes aldığı unsurları ortadan kaldır­maya, haya­tın zenginleştirilmesi değil, hayatın reddedilmesine çalışmaya, mümkün sayıltıların bütün evrenini onların birbirleriyle tüm çıkarımsal bağıntıları içerisinde görmeye, aynı anda bilgin, sa­natçı, militan ve aşık olmaya ancak oyun içindeki bir çocuk cüret edebilir.

  • farisikelam

    emrah safa gürkan'ın "iran medeniyetine ev sahipliği yapıp doğu anadolu'dan orta asya ve kuzey hindistan' a kadar uzanan ve farsçanın hakim olduğu kültürel alana, anglophone ve francophone kelimelerinden esinlenerek ertuğrul ökten'le bulduğumuz isim." şeklinde açıkladığı kelimedir. ikinci i'nin üzerinde yumuşatma harfi olduğu unutulmamalıdır.

    bunu herkes bilir, s.182.

  • tarihçilik

    emrah safa gürkan'a göre bizde (türkiye'de, türklerde) "sahaflıktan bozma bir antikacılık, bilgiyi silah olarak gören bir malumatfuruşluk ve divan edebiyatı şairleri gibi kısıtlı bir formatta eski kelimelerle güzelleme yapmak" sanılmaktadır.

    bunu herkes bilir, sf.146

  • türk akademisi

    emrah safa gürkan'a göre "anekdottan fikriyata pek geçememektedir".

    bunu herkes bilir, sf.47

  • kapitalizmin ruhu

    emrah safa gürkan'a göre "ekonomik faydanın rasyonel bir şekilde kovalanması olarak" özetlenebilir.

    bunu herkes bilir, sf.45

  • kapitalizm

    emrah safa gürkan'a göre "avrupa'ya osmanlı ve benzeri tarım imparatorluklarının karşısında
    direnilemez bir avantaj sağlayan" 'dır.

    bunu herkes bilir, sf.41.

  • bilinç

    bir çeşit sürekliliktir ve bilimadamları yavaştan kendisini ölçmeye başlamışlardır. kaynak1, kaynak 2

  • sapiens.org

    antropoloji ile ilgili güncel araştırmaların yayımlandığı bir websitesi. buradan ulaşılabilir.

  • apoptoz

    canlı organizmanın kendi gelişimi için kendini ya da kendisinin bir parçasını yok etmesi süreci. beynin kötü anıları unutması, anormalleşmiş ya da tedavisi mümkün olmayan organizma parçalarının organizma tarafından imha edilmesi bu sürece örnek gösterilebilir.

  • !beğenilen sözler

    'the fact that all creation can only occur at the price of a destructive counterpart is a fundamental law of life. it does not contradict life; it makes life possible'

    malabou, catherine. ontology of the accident: an essay on destructive plasticity, trans. carolyn shread, cambridge: polity.sf,4.

  • insan değersizleşmesinin adımları

    1- insan ortaçağlara hatta tam olarak kopernik'e kadar evrenin merkezi olduğunu düşünüyordu. bunun yaratabileceği özgüveni, değer hissini bir düşünün. evren tamamen sadece siz insanlar için yaratılmış ve bunu yaratan tanrı sizleri seçmiş sınamak için. kendi ruhundan üflemiş, kendisine benzetmiş. ondan bir parça, onun kudretinin tecellisisiniz. üzerinde yaşadığınız yer var olan her şeyin tam ortasında. her şey onunla ölçülür, her yerden ona varılır ve her şeyin oluşmasının yegane sebebidir. dünyanın güneş etrafında dönüyor oluşunun yarattığı sorun tam olarak bu histen doğdu. eğer her şeyin merkezinde her şeye anlam veren değilsek neyiz? katolik kilisesinin kopernik'e karşı oluşunun altındaki tek sebep incildeki bir cümle ile ihtilaf halinde olması değildir, bu ihtilafın bir bütün katolik ontolojisinin çöküşüne işaret etmesidir.

    böylelikle insan ilk olarak önemden düştü.

    2- ikinci büyük düşüş evrim ile geldi. her şeyin merkezi olmasak bile yine de her şeyi yaratan tanrı insanları sınayacaktı ve insanların tanrının sınayışına layık olacak kadar özel olması gerekiyordu. diğer türler farklı şekillerde oluşmuş, gelişmiş ve değişmiş olabilirdi ancak insan adem ve havva'dan beridir aynı şekildeydi. zira başka türlü daha önceki insanlar ile daha sonraki insanların mutlak adil olan tanrı katında aynı kurallarla sınanışı nasıl mümkün olabilirdi? evrim kuramı ile birlikte insanın standart kurallara bağlı bir diğer organizma olduğu ortaya çıktı.

    böylece insan ikinci olarak özelden düştü.

    3- üçüncü büyük düşüş freud ile geldi. her şeyin merkezi olmasak ve diğer canlılara nazaran daha özel biyolojik özelliklerimiz olmasa bile herkese aşikar olan şekilde onlardan ayrılan bir yanımız vardı: biz düşünebiliyorduk! bir kedi, bir köpek, bir balık bizim gibi düşünemez, tanrının varlığından haberdar olamazdı! böylelikle tanrının sınayışına layık olduğumuz kanıtlanıyordu zira biz doğru ile yanlışı ayırt edebiliyor, tanrının bize verdiği bilinç ile günah ve sevap olanı seçebiliyorduk! freud bilinçdışından bahsetti ve davranışlarımızın kahir ekserisinin bilinçdışında/biliçaltında gerçekleşen hadiselerin sonuçları olduğunu gösterdi.

    böylece insan üçüncü olarak akıldan düştü.

    4- bunlar bilinen düşüşler. ancak daha en önemli olanlarına gelmedik bile. dördüncü büyük düşüş nüfuz edilemeyişmizdi. yine genellikle dindarlar tarafından savunulan bu pozisyonda insan evrenin merkezi olmasa, canlıların en özeli olmasa ve canlıların tek akıllı davrananı olmasak bile en karmaşık, en çözülemez olanıydı. ne onun ruhunun derinliklerine ne de beyninin içine ulaşılabilirdi. ne yaparsa yapsın yine de ölümü tadacak, kim ne derse desin yine de tanrının müdahalesine açık olmaktan kaçamayacaktı. kimse onun aklındakileri öğrenemeyecek ve onunla oynayamayacaktı. derken transhümanist dönem geldi. insanın sökülüp takılabilecek bir mekanizma, yapay zeka ile düşünceleri, rüyaları okunabilecek bir canlı olduğu ortaya çıktı. insan artık nüfuz edilemez değildi ve tarihin başından beri peşinde koşulan ölümsüzlük teoride son derece gerçekleştirilebilir görünüyordu.

    böylece insan dördüncü olarak güvenden düştü.

    5- son düşüş ise özellikle robert sapolsky'nin adıyla anılacak gibi geliyor bana. zira insan belki evrenin merkezi değildi, belki türlerden sadece bir türdü, belki aklı o kadar da merkezi değildi ve belki her türlü nüfuz edilebilir bir şeydi ancak hala özgürdü! hala kendi kararlarını verebilir, hala doğru ile yanlışı ayırabilir ve hala yeryüzündeki anlamının peşinde koşabilirdi. tam burada ise özgür iradenin olmadığı bilgisi ile kapımızda bitti biyologlar. herhangi bir tür olmak bile insan kültürünün gururu için son derece aşağılayıcıyken artık herhangi bir şey olmakla baş etmek zorunda kaldık. havaya atılan taşın kendi iradesi ile uçtuğunu söylemesine benzer oldu yaşamımızdaki tüm davranışlar. hatalarımız ve pişmanlıklarımız kadar başarılarımız ve gururumuz da elimizden alındı. bizim sadece başına gelenlere şahitlik ettiği gibi bir illüzyona sahip bir grup materyal ilişkiden başka bir şey olmadığımız ortaya çıktı.

    böylece insan son olarak anlamdan düştü.

    içinde yaşadığımız kültür krizine işte tam olarak bu adımlardan sonra geldik. tüm davranışlarımızın şekillendiği pleistosen zamandan sonra on binlerce yılda kendimize bir çeşit anlam üretmeyi başarmış ve tüm kurumlarımızı, ilişkilerimizi, örgütlenişimizi ona göre şekillendirmiştik. ve şimdi bunların hepsi birden çöpe gitti. sadece anlamlarla birlikte kendine yol bulabildiğine inanan bir türün tam da en kalabalık, en problemli, en anlam arayışında olduğu dönemde ayaklarının altından tüm anlam zemini çekildi.

    şimdi sadece kaybolmuş hisseden bir boşluktan başka bir şey değiliz. ne yolumuzu bulabilmenin bir anlamı var ne de onu bulabilmek için başlayabileceğimiz bir nokta. tüm insanlık olarak dibinde güzellik olduğunu umduğumuz bir uçurumdan aşağıya yuvarlanıp gidiyoruz.

  • şifa istemem balından

    sözleri madımak'ta yakılarak öldürülen adanalı ozan nesimi çimen'e ait olan türkü. grup abdal'ın yorumuyla buradan dinlenebilebilir.

    sözleri şu şekildedir:

    şifa istemem balından
    bırak beni bu halımdan
    razıyım açan gülünden
    yeter dikenin batmasın

    gece gündüz bu hizmetin
    şefaatin kerametin
    senin olsun hoş sohbetin
    yeter huzurum gitmesin

    taşa değmesin ayağın
    lale sümbül açsın bağın
    istemem metheylediğin
    yeter arkamdan atmasın

    kolay mı gerçeğe ermek
    dost bağından güller dermek
    orada kalsın değer vermek
    yeter ucuza satmasın
    yeter ucuza satmasın

    sonu yoktur bu virdimin
    dermanı yoktur derdimin
    istemem ilaç yardımın
    yeter yakamdan tutmasın

    nesimi'yem vay başıma
    kanlar karıştı yaşıma
    yağın gerekmez aşıma
    yeter zehirin katmasın

    günümüz sosyal ilişkilerine bakışımı özetleyen bir parçadır aynı zamanda.

/ 114 »